Kara Bilâl
Kaleme alan: Emel Balıkçi Şakir
Bu kadar su dolu ilk defa görüyorum Kesebir ve Yağbasan çaylarını. Onlar güzel Burgaz nehrini oluşturanlar. Nice efsaneler yaratmış, acı anılar taşımış, götürmüşlerdir… Süleyman Tokatçı’ğın halka hizmetleri, Koca Peylivan ve oğlu Mehmet’in mahpuslarda kayıtsız yok olmaları, Kara Bilal’ın acı sonunu, Osman Partal’ın tenha yerlerde, totaliter döneminde, gizlenmiş saz sesini ve söylediği hüzün dolu türküleri….
Ko gür aksın veya sakin sakin süzülsün Burgaz nehri suları. Uzaklara götürsün anıları, anlatsın efsaneleri, unutulmasın Türk evlatları… Bu sular nice evladı korumuş, acı anılar taşımış, sürüklemişlerdir… O korkak gelinin “Gelin Allah kayası” olayını, “Sarıkızlar kuyusu” efsaneyi, “Kanlıbüvet kaynağı”nı, yolüstü “Sukondu’ğu sokağı” ve daha nice nice hayati öyküleri.
Biz, vicdan borcu ödemek değil, halkımızı şu unutkanlığını uyarmak, uyandırmak sebebi ile düştük bazı yollara, aradık kor altındaki küllükte muhafaza olan kıvılcımlı bilgileri.
Daha bir hayatın peşine gelelim: Balkansavaşı sonu 1914/15-lerde gerçekleşen Kara Bilal olayı.
Kimmiş, neymiş şu genç, 25-30 yaşında, kafirin dikkatini çeken ve onu yok etme kararları?
Savaş yılları yeni geçmemiş. Halk bin bir zulümler, acılar çekmiş, yaşamış, yaşamaktadır. En büyüğü ise, dağ köylerini Ak deniz’den mahrum eden yeni sınırı. Düne kadar gidiş-gelişler, çıkardığı nafaka satışları, şimdi tarlada, hambarlarda çürür, yok olur eksilirmiş. Buna rağmen, zavallı insancıklar azar azar kendini toparlamaya çalışırmiş.
Kesebir çayı boyları. S. köyü, Sular deresi, E. mahallesi de bu hali paylaşır, yoksulluklara katlanırlar. Savaştan sonra bir hayli aile eşsiz, etrafsız kaldığına rağmen, kimi keçi, koyuna bakar, kimi de ipek kozalakları yetiştirmek ile uğraşırdı. Sami Çavuş’un (takma ad) eşi Fatma gelin dahi. Sami, Kesebir çayı’nın bir yağmurlu gününde kendini suya kaptırdı kurtulamadı. Dul kalan hanım, eşinin sayesinde biraz şımarmış, büyükten tutardı kendini. İşi de pek sevmiyordu. Düne kadar gelirleri bol olan gelin, şimdi kazançlarını kendi, farklı yollar ile getirmeye çalışırdı. Eşinin diktiği aile evinde tek başına kalırdı. Kaynana ve kaynata ise, eski evde oturur, hayvanlara bakar, ipek kozalağı yetiştirirdiler. Fatma gelin onlara torun getiremedi. Ara-sıra yardıma gider, bulunurdu. Onlar da, gelin aç kalmasın diye, elinden geleni yapardı.
Devlet, Ak deniz sınırlarını korumak için, yerli halka ağır koşullar yaratmıştı. Gümülcüna’ya gitmek-gelmekler, takip altında idi. Sınırı geçmek, para-pul vergisine bağlanır. Eğer satış olur ise de, ondan da pay alınırdı. Haksızlıklara karşı, bazı delikanlılar askeri kışlasına saldırırdı. Ve de dağ tepe, fundalık, ormanlarda izlerini gizler, insanına dayan destek olmaya çalışırlardı. Bu arada devlet dur durak durmazdı. Ortalığı alt-üst eder, şu “haydutları” ele geçirsin, yok etsin diye, caba gösterirdi.
Bir ara yöre sarsıldı. Kara Bilal birkaç kişinin hakkından gelmiş. O da nasıl olmuş. Kesebir boyu çayından geçen köylü kervanını asker durdurmuş ve tüm malları, katırları dahi elden almış. Bilal bu haberi alınca, hemen yandaşlarını toparlamış, askeri kışlasını bir gece basmışlar. Çatışma kazasız belasız geçmemiş, iki asker yok edilmiş, ama katırlar, mallar geri, sahibine dönmüş.
Olaydan sonra devlet adamları ve polis etrafı sarmış, didik didik ettmişler. Nevin nevin Kara Bilal’ı arar, tutuklamak ilanını sağ-sola duyurmuş. Nice köylü insanı sorguya çektirilmiş, dövmüş, kırmış ama Kara Bilal’ın izlerine düşememişler.
Hısım akrabalarına da “rastlayamadılar”. Oysa, B. köyünde Bilal’ın uzaktan uzağa bir hısım-akaraba sülalesi vardı. Onlar kendilerini gizlemek için elinden geleni yaptılar.
Kara Bilal’ın da güvenlikli yeri K.k. köyü, sevgilisi dul gelin Fatma, Sami Çavuş’un eşi idi. Onun yanında kendini gizlemişti.
Vurulmuştu ona Bilal. Bir gün Çam pınarı’nda atına su veriridi. Fatma gelin da orada bulundu. Kaynanası ile ipek böceklerine budak keserler. Pınara su doldurmaya gitmişti. Hoş beş deyince, uzun boylu delikanlıya bakışlar attı ve yakın fundalıkta seviştiler. Bilal da borçlu kalmadı. Cebinde bulunan iki altın rubiyeyi uzattı. Fatma o kadar memnun oldu ki.
-Bilal’ım, ben tek başıma kalırım, dedi, akşamı yarı geceden sonra eve gel. Hemen köy kenarında oturuyorum. Yeni iki katlı. Bu tür bir başka ev yok!
Bilal da iki bir sözünü etmedi ve o gün bu gün boş vakitlerde Fatma’sını bulur, sabahı ikinci horozlara kadar kalır, giderdi. Fatma gelin, yavaş yavaş Bilal’dan aldığı paralarla bir hayli zenginleşti ve çalışmayı geri bıraktı. Kaynanaya hemen sebepli cevaplar bulurdu:
-Bugün köyüme, amca-yengeye yardıma gideceğim! Şu gün başım ağırır. Filan zaman E..’de geze var; pişman vakit komşu nişana davet etti, geçiştirirdi.
Fatma’nın namı köyde söylenmeye başladı. Halk ikide bir aralarında, onun nereden zengin olduğunu, açıklamaya çalışırdı. Bu söylentiler nasıl nasıl devlet adamlarının kulağına da çakıldı. Onu takibe aldılar. Bir sabah Kara Bilal’ı az kalsın yakalayacaklardı, ama olmadı. Köpekler kurgularını bozdu. En önemlisi, onun kiminle yatıp-kalktığını kanıtladır. Daha ertesi gün Fatma’yı sorguya çektiler, zorladılar:
-Sen kiminle düşüp kalkarsın?
Fatma baştan saklamaya çalıştı, olmadı. Sonrası da geldi.
-Bak hanım, sen bize Bilal’ı ele vereceksin, biz seni hem hapise atmayız, hem de şu kadar para edinir, paşa gibi yaşayacaksın!
Fatma da para meselesini duyuca, onlarla kurguyu düzdü.
Haftanın başlarıydı. Anlaşmıştı Bilal ile, Cuma akşamı yatsı namazından sonra samanlıkta buluşsunlar, çünkü kaynana hastalanmış da evinde kalırmış…
Bilal da hiç şüphelenmeden yarı gecede samanlığa girdi. Fatma’yı görünce ona sarıldı. Samanlığı takip eden askerler de hemen kapıları rezeledi, ateşe verdiler. Fatma, duman kokusunu alınca koşuverdi kapıya doğru, kapı açılmadı. Bağırıp çağırdı, ama onu dışarı salmadılar. Yandı Fatma cayır cayır, bağra bağra…
Bilal ise, örtüye tırmandı, çıktı, attı kendini fundalıklar içine.
Kaçtı Bilal. Karanlıktı. Buna rağmen kurşunlar ardından yağdı. Bir-iki de ona isabet etti. Deli gibi koştu. Akan kanlar iz bırakırdı. Nereye gidecekti? Yakın ormanda bakımsız bir becene (avcı kolübesi) vardı. Orada birkaç defa gizlemişti kendini. Bu gece de ona koştu. Gücü kuvveti kalmadı. Hemen kapı dibinde düştü. Sabahı askerler kan izleri boyu onu buldular. Nereye götürdüler, nasıl yok ettiler kimse ne duydu, ne gördü. Onun hısımlarını da aramaya kalktılar. B.Y. mahalle’sinde akrabaları adını bile tınmadı, hısımlığını red etti, gizledi. Devlet birkaç genci yakaladı. Suçlu suçsuz, halkı korkutmak için, hapislere attı, yok etti. Onlardan hiçbir kimse geri evine dönmedi.
Yıllar geçti aradan. Yanık Fatma’yı halk karaladı: “Hainliğe tapılan, eceleni tez bulur!” ve ebediyete dek Kara Fatma ilan edildi.”
Perde arkası o söylendi, gizli gizli anıldı. Olaylar efsaneleşti, türküler de söylendi:
İnme Kara Bilal Kesebir boyuna
Celatlar kuşattı çevre yolunu.
Girme Fatma gülün eski damına
O, seni satmıştır beş mangırına
Sarnıç’ı bastırdı düşman askeri
Lüverler patladı, vurdular seni
Çember altı Bilal, Karakuz köyü
Dam saçaklar yandı, kesildi önün
Koşuverdin Bilal, Çam mınar’ına
Peşinde bir katil kıydı canına
Kanlı izin daldı çalı tikene
Kimler düşer Bilal senin derdine
Annen eşmak çekti eyla gözüne
Kanlar aktı, gitti onun dizine
Türkülerde unutulmadı Kara Bilal’ın hikayesi. Hala olayı taş altında gizli gizli tutanlar, sürekli kahramanın hayatını, yardım severliğini kulaktan kulağa anlatır, anılarında, türkülerde yaşatır. Bir de Kara Fatma’yı da…
Not: 2013, Ağustos panayırı, Yağıbasan köyü, yaşlı hanımların söylentilerine göre yazılmıştır.

