Zurnacının Mutluluğu

Yazar: Emel Balıkçi-Şakir

– Davul, dum dedi! Kalkın süfüre, kalkın süfüre, yeylim pilaffı, ey!

Sabah saatlerinde, Zurnacı Osman’ın sesi yankılandı ve yanında da, o, kardeşi Ali’nin kocaman davulu, eşlik eder tokmaklı “dum”a… Böyle, eskiden, köy uyanırdı Ramazan’da süfüre.

Bu ses çoktan kayboldu, gitti. İki kardeş de Hak’ın rahmetine kavuştular…

Her şeye rağmen, bunların hayatı saygı dolu, insanlara sım sıcak yaklaşımları, insaniyetlik ile dopdolu idi. Anneleri, Habibe abla, köyün doktoru, ebe ninesi, can insanlarından biri. Böyle insanları unutmak mümkün mü?

Osman aga, sakin, çalışkan, çocuk yüreği taşır idi. Evi de düzgün, temiz, ona benzerdi.

Avluda da, bir inek, bir-iki keçi, tavuk ve gül. Koku saçan bir gül dalı, hemen yanında da üzüm. Köyde bu, tek denecek bir bağ üzümü. Avludan tarlaya sarkmış, oradan da, elma, armut, kiraz, erik ağaçlarıyla sarmaş dolaş olmuş bir manzara… Tabi ki, her Çingene’ye yakışan, beygiri de vardı. Ama Osman ağa ona hiç binmezdi.

– O benim cancağızımdır, kıyamam binmeye! – Köylünün sataşmalarına böyle cevap verirdi

Osman’ın elinden hemen hemen her iş gelirdi. Evin alt katı adeta bir imalathaneye benzerdi. Bir köşede demirci ocağı, ateş körüğü, çekiçler. Nallar, baltalar, çapalar, kürekler. Bunları o yapardı. Öte yanda da değişik aletler.

Her zaman onun yanında bir iki köylü çocuğu bulunurdu:

– Osman ağabey, biraz körüğü şişirebilir miyim?

– Osman aga, benim tekerleğim kırıldı da, yaparsın, dedim?

O, kimseyi gönlünü yapmadan çevirmezdi.

– Al oğlum, bak oldu mu! Bir armut da üstüne, çok beklettim seni!- Armudu uzatır ve yüzü gözü güler.

Neşeli bir adamdı, Çingene canı taşırdı. Ramazan gelir, Osman halkı süfüre kaldırır. Sünnet düğünü gelir, Osman zurnayı şişirir. Nişan akşamı, Osman’sız olmaz. Misafir gelmiş, arkadaşlar toplanmış, “Osman’ı çağırın!” o da bunun için yaşardı. Hayatı, köyle bağlı, olayları ile sürüp giderdi.

Onun, tek bir eksiği vardı: kendi oğlu uşağı yoktu. Bu arada komşulardan bir teklif geldi. Kendine bir üvey çocuk alsın! Buna ne çok sevindi. Ne çok sevindi. O, minicik yavru Osman’ın ailesini mutluluklarla doldurup taşırdı. Sevgi içinde yetiştirdi, onu okuttu, everdi… Hayatın tekerleği öyle döndü ki, mucizeler doğdu. Yaşlı hanımı birden hamile kaldı. Osman’ın gözleri yaş doldu. Mutluluğun gerçek yaşları…

Ömür boyu, yeryüzünde ve zaman içinde arzular, dilekler bir can, bir varlık üstünde yoğunlaştılar. Osman ağanın canı ve varlığı üstünde…

Kaynak: Emel Balıkçi-Şakir, Yörük Lâneti