Türkçeye Adanmış Bir Ömür: Kâzım Memiş (1933-2007)
Söyleşi: Sibel Mustafa-Raşidova
Bulgaristan Türkleri çocuk edebiyatı yayıncılığının unutulmaz isimlerinden Kâzım Memiş, ardında yalnızca kitaplar, gazeteler ve dergiler değil, yetiştirdiği neslin hafızasında silinmeyen izler de bıraktı. Hayatı üzerine kaleme alınan biyografik yazılar gazetecilik serüvenini ana hatlarıyla ortaya koysa da masa başındaki titizliğini, çocuklarla geçirdiği neşeli saatleri, Türkçeye duyduğu sarsılmaz bağlılığı ve ailesinin gözündeki özel yeri tam anlamıyla ancak yakınlarının tanıklıklarıyla anlatılabilir.
“Nöbettepe/Нöбет Тепе” okurları için hazırladığımız bu özel söyleşide gelini ve mesai arkadaşı Bahar Memiş Hanımefendi ile Kâzım Memiş’i hem gazeteci ve yazar olarak hem de hayatını Türkçeye, çocuklara ve kültürel hafızaya adamış bir şahsiyet olarak tanıtmayı amaçladık.
Söyleşi
Sibel Mustafa: Değerli Bahar Hanım, Kâzım Memiş ile hem çalışma hayatınızda hem aile içinde uzun yıllar birlikteydiniz. Onu hiç tanımayan birine birkaç cümleyle tanıtacak olsanız, ilk neler söylersiniz? Gazeteci ve yazar kimliğinin yanı sıra aile içinde nasıl bir kayınbaba, dede ve eşti?
Bahar Memiş: Kayınpederimi çalışkan, mesleğine bağlı, durmadan çeşitli fikirler üreten ve bunları hayata geçirmek için çok uğraşan biri olarak hatırlıyorum. Evde de iyi bir dedeydi; torunlarıyla yakından ilgilenir, birlikte resim çizer, oynarlardı. Eşim, yani oğlu küçükken gazeteden sonra evde de yoğun çalıştığı için onunla daha çok tatillerde ilgilenebilmiş. Her sabah çıkıp gazete aldığını hatırlıyorum. Rutindi bu. O yıllarda haberler gazete, radyo ve televizyondan takip ediliyordu tabii. Bir de çalışırken rahatsız edilmekten hoşlanmıyordu, anlıyorduk; çalışma masası ise her zaman yazılar, kitaplar, dergiler ve çeşitli yayınlarla dolu oluyordu.
Sibel Mustafa: Sizce Türkçe sevgisi nasıl gelişmişti? Bunu günlük yaşamında nasıl hissederdiniz?
Bahar Memiş: Türkçe sevgisi sanırım ailesinden geliyordu. Doğduğu Buynovo (Muratlar) köy okulunda çok iyi öğretmenler varmış. Nüvvab mezunu İsmail Hoca bunlardan biriymiş. Daha sonra eğitimine Konop (Kulfallar) köyündeki rüştiyede devam etmiş Kâzım Hoca. Bir yıl Şumnu Nüvvab’da okuduktan sonra doğduğu köye öğretmen olarak tayin edilmiş. Gündüz çocukların derslerine giriyor, akşamları ise yaşlılara okuma yazma öğretiyorlarmış. Daha sonra Nüvvab’daki eğitimine devam etmiş ama o dönem okul artık Türk Gimnaziyası olmuş.
Kâzım Memiş resim yapmayı çok seviyormuş ve Azerbaycan’da ressamlık eğitimi almak istiyormuş. Ara sıra, “Ben aslında ressam olmak istiyordum. Bu, gerçekleşmeyen bir arzum olarak kalacak.” derdi. Nâzım Hikmet Şumnu’ya geldiğinde Kâzım Memiş onun resmini çizmiş ve bu resim okulun girişine asılmış.
O yıllarda ülke çapında Türk Dili ve Edebiyatı uzmanlarına çok ihtiyaç duyuluyormuş. Bu nedenle Kâzım Memiş Sofya Üniversitesi Türk Filolojisi Bölümüne yazılmış. Bu alanın mezunu olmaktan memnundu ve Bulgaristan’da Türkçenin sorunlarını çoğu zaman uzman gözüyle dile getiriyordu. Yıllar içinde Türkçe okuyan çocukların sayısının azalmasına hayıflanıyor, çok üzülüyordu. Çocukları zaten çok seviyordu. Torunlarıyla tabii ki sürekli Türkçe konuşurdu. Ünlü dünya masallarının Türkçe video kayıtlarını bulmuştu ve birlikte izliyorlardı. Ayrıca Rıfat Ilgaz’ın kendisine hediye ettiği çocuk kitaplarını bizim çocuklarımıza ilk okuyan da o olmuştu.
Sibel Mustafa: Sofya Üniversitesi öğrenciliğinden bahseder misiniz, lütfen; hayatını nasıl etkilediğini anlatır mıydı?
Bahar Memiş: Üniversitede Hüseyin Mahmudov’dan Türkçe öğretme yöntemlerini, Rıza Mollov’dan ise Türk edebiyatını öğrendiğini söylerdi. İlk gazete yazısı lise yıllarında Halk Gençliği gazetesinde yayımlanmış. Öykü yazmaya üniversite yıllarında başladığını biliyorum. Bunların bir kısmı Halk Gençliği ve Yeni Işık gazetelerinde, bazıları da Yeni Hayat dergisinde yayımlanmış. Fıkra ve felyeton da sevdiği yazı türleri arasındaydı. Askerliğinin son aylarında Halk Gençliği gazetesinden redaktörlük teklifi almış ve böylece Kâzım Memiş’in gazetecilik hayatı başlamış oluyor diyebiliriz.
Sibel Mustafa: 1990’lı yıllarda ve sonrasında Bulgaristan’da Türkçeyi yaşatma konusundaki hassasiyetine, en çok önemsediği noktalara ilişkin hatırladıklarınız nelerdir?
Bahar Memiş: Kâzım Memiş’e göre dil konusunda en önemli mesele eğitimdi. 1990’lı yıllarda Bulgaristan Eğitim Bakanlığından gelen Türk Dili Sorumlusu görevini kabul etmesi de tamamen bu hassasiyetine dayanmaktaydı. Göreve başladığında çok ciddi sorunlarla karşılaştı. Türkçe, okullarda ders olarak kabul edilmişti ancak yeterli sayıda ve nitelikte öğretmen yoktu. Bu nedenle şehirlerde ve büyükçe kasabalarda sınavlar düzenlendi ve üniversitelerden Türkçe öğretmenleri mezun oluncaya kadar, beş yıl süreyle geçerli olmak üzere “Türk Dili Öğretmeni” sertifikası ile öğretmenlik yaptılar.
Ortada ders kitabı da yoktu. Türkiye’de kullanılan okuma ve dil bilgisi kitapları, gerekli izinler alındıktan sonra komisyonlar kuruldu ve ülkemizin şartlarına göre uyarlandı. Bulgaristanlı Türk ve Bulgar yazarların öykü ve şiirlerine de kitaplarda yer verildi. Yalnızca üç dört ay içinde 16 ders kitabı basıma hazır hâle getirildi. Yıl 1992’ydi. İlkokul birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar için hazırlanan 170.000 kitap, dönemin Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanı Köksal Toptan’ın desteğiyle Türkiye’de basıldı ve Bulgaristan’daki Türk çocuklarına hediye edildi. Diğer sınıflar için hazırlanan 300.000 kitap ise Bulgaristan Eğitim Bakanlığı tarafından basılarak ülkenin tüm bölgelerine dağıtıldı. Böylece Bulgaristan okullarında Türkçe eğitimi yeniden başlamış oldu.
Bunların yanı sıra okuma kitabı ve dil bilgisi çalışmalarına katkı sağlamak amacıyla iki de sözlük yayımlandı. Bunların altını özellikle çizmek isterim çünkü o yıllarda bu çalışmalara tanıklık eden kişilerin büyük çoğunluğu bugün hayatta değil ve bu tür ayrıntılar unutulup kayboluyor.
Sibel Mustafa: Çocuklar için yazmaya nasıl başladığını biliyor musunuz, size anlattığı bir hikâye var mıydı?
Bahar Memiş: İlk çocuk hikâyelerini Halk Gençliği gazetesinde yayımladı. Toplam üç öykü kitabı var: Kalbimin Sesi (1961), Püsküllü Bela (1965) ve Dön Gül, Dön Ağla (1967). Kendi ifadesiyle, çocuklara duyduğu derin sevginin bir göstergesi olarak sekiz bölümden oluşan Açıl Uzay adlı uzun hikâyeyi de kaleme aldı.
Sibel Mustafa: Adıyla bütünleşen Filiz ve Balon dergileri Kâzım Memiş için ne ifade ediyordu?
Bahar Memiş: İlk Filiz’in yeri özeldi ve ilk göz ağrısı olarak müstesna bir yerdeydi. Halk Gençliği gazetesinde Halit Dağlı’nın çocuklar için hazırladığı son sayfanın ayrı bir çocuk gazetesi hâline getirilmesine karar verildi. Bu gazeteye Filiz adı verildi. Baş redaktörü İsmail Çavuş, sorumlu yazı işleri editörlüğüne ise Kâzım Memiş atanmıştı. Filiz gazetesi çocuklar tarafından büyük ilgi gördü ve 24.000 aboneye ulaştı. Kâzım Memiş hayatı boyunca gazetenin bütün sayılarını büyük bir özenle evdeki kitaplığında muhafaza etti. 1990 yılında Muharrem Tahsin’in aynı isimle çıkardığı gazete, bu ilk Filiz’in devamı niteliğindeydi.
Daha sonra Balon da onun gönlünde özel bir yere oturdu. İlk sayısı 8 Nisan 1994’te yayımlandı. Hayatı oldu diyebilirim. İlk yıllarda 11.000 adet basıldı, ilerleyen yıllarda bu sayı 7-8 bin civarında seyretti. Yıllar sonra, Balon ile büyüyen okurlar için Gönül adıyla bir gençlik dergisi de çıkardı. Balon on yıldan biraz fazla yayımlandı ancak Gönül dergisinin yayın hayatı daha kısa sürdü.
Sibel Mustafa: Bildiğim kadarıyla dergiyi evden hazırlıyordunuz. Bu süreçte “ev içinde” nasıl bir çalışma ortamı oluşurdu? Son sayıları aile bireylerine okutur muydu?
Bahar Memiş: Aslında Balon, başından beri ailemizin ortak projesiydi. Ben bilgisayarda dizgiyi hazırlıyordum. Kayınvalidem muhasebe işlerini yürütüyordu. Çocuklar bile bazı işlerde görev alıyordu. En büyük destekçilerimiz ise ülke çapındaki Türkçe öğretmenleriydi. Derginin çocuklara ulaşması için büyük bir fedakârlıkla çalışıyorlardı. Aboneleri buluyor, sorumluluk alıyorlar ve biz dergiyi topluca tek bir adrese ulaştırıyorduk. Bu çok büyük bir kolaylıktı.
Sibel Mustafa: Okurlardan gelen mektuplar veya geri dönüşler onu nasıl etkilerdi?
Bahar Memiş: Okurlarımızdan aldığımız mektuplar bizim için elbette çok önemliydi. Neredeyse hepsine dergide yer vermeye çalışıyorduk. Gelen her mektup Kâzım Hoca’yı ayrı heyecanlandırıyordu. Çocuklar da zamanla önemsendiklerini hissettiler. Şiirlerini, küçük hikâyelerini ve fotoğraflarını göndermeye, bizimle hayatlarından kesitler paylaşmaya başladılar. Bazı günler 60-70 mektup geliyordu. Hatırlıyorum, her biri büyük bir özenle açılıyor, okunuyor ve dosyalanıyordu.
Sibel Mustafa: Çocuklar için dergi yayımlayarak her birinin evine, dünyasına sıkça konuk olmuş Hocamız. Kendisinin en çok hangi değeri kazandırmayı amaçladığını düşünüyorsunuz?
Bahar Memiş: Bu soruya onun sözleriyle cevap vermek isterim: “Ben çocukların cesaretine hayran kalıyorum. İlk sayılarda ‘Ben Türk çocuğuyum, dilim Türkçedir.’ demeye korkan çocuklar, şimdi ‘Ben Türküm. Türkçemle gurur duyuyorum. Türkçem için her şeyimi veririm.’ diye yazıyorlar.”
Çocuklar dergiye hem inanıyor hem çok seviyorlardı. Kâzım Memiş de bundan büyük gurur duyuyordu. Heyecanını hiç kaybetmedi. Balon dergisinin her sayısını matbaaya teslim ettikten sonra büyük bir rahatlama yaşardı. Ardından da her sayı için heyecan başlardı: “Acaba beğenilecek mi?”
Sibel Mustafa: Çocuklarla ve gençlerle buluşmalarında öğütler verir miydi? Kitaplar ve yazı dışında ilgilendiği şeyler nelerdi?
Bahar Memiş: Torunlarıyla resim yapmayı, balık tutmayı ve doğduğu köye gitmeyi çok severdi. Emekli olduktan sonra oraya yerleşmeyi düşünüyordu. Ancak bu gerçekleşmedi. Emekliliğinin ardından Balon dergisini yayımlamaya başladı.
Genç yazarlardan çok genç şairler oluyordu yakınında. Onlarla ilgileniyor, teşvik ediyordu. Asenovgradlı okurumuz Semiha Bekir’in yazdığı şiirleri bir araya getirerek büyük bir özenle kitap hâline getirmişti. Başka birçok arkadaşımızın da kitaplarını hazırladık ve yayımladık. Çocukların yaratıcılığını teşvik etmek amacıyla Balon dergisinde dereceli ve ödüllü yarışmalar düzenliyordu. Doğrudan öğüt veren biri değildi.
Sibel Mustafa: Bugün ülkemizde Kâzım Memiş daha çok yazar olarak tanınıyor. Sizce onun yeterince bilinmeyen hangi yönü mutlaka anlatılmalı?
Bahar Memiş: Aslında hayatının büyük bölümünü yazar olarak değil, gazeteci olarak geçirdi. Gazetecilik hayatında sırasıyla Halk Gençliği gazetesinde Kültür Servisi redaktörü, Filiz gazetesinde (kendisi bu ifadeyi kullanıyordu) sorumlu redaktör, Yeni Işık/Nova Svetlina gazetesinde, iki gazetenin birleşmesinden sonra da yayın kurulu üyesiydi. Hak ve Özgürlük gazetesinin kurucusu ve ilk baş editörüydü, Balon ve Gönül dergilerinin sahibi oldu.
Hayatı boyunca öykü yazmayı sürdürdü ancak 1960’lı yıllardan sonra bunları kitaplaştırmadı. Millî Eğitim Bakanlığında görev yaptığı dönemde Türkçe eğitimi için öğretmen kadrolarının oluşturulmasında ve ders kitaplarının hazırlanmasında sağladığı katkılarla gurur duyuyordu. Sofya’da kurduğu Aydın Yayınevi ile de iftihar ederdi. Bulgaristanlı pek çok Türk aydının eserlerini yayımladı. Örneğin Ahmet Tımış’ın üç kitabını, Mustafa Çete’nin bir şiir kitabını, Sabri Con’un birkaç kitabını, Demet Çocuk Şiirleri seçkisini, çocuklar için Nasrettin Hoca masallarını, Hacivat ve Karagöz anlatısını, Çocuk Piyesleri ve benzeri eserleri hep Aydın Yayınevi’nde bastık. Yayınevinden toplam yüzden fazla Türkçe kitap basıldı.
Yine de bana sorarsanız, en büyük mutluluğu Bulgaristan’daki Türk çocuklarında ana dillerinde okuma ve yazma merakı ve isteği uyandırabilmiş olmasıydı.
Sibel Mustafa: Bugün ülkemiz gençlerine Kâzım Memiş’in hangi düşüncelerini mutlaka duymalarını, bilmelerini tavsiye edersiniz?
Bahar Memiş: Bu soruya Balon dergisinin yazılı amaçlarını alıntılayarak cevap vermem daha doğru olacak:
“Bu memlekette Türkçenin varlığını yaşatmak ve güçlendirmek; Türk çocuklarına Türkçenin zenginliğini anlatmak, onlara ana dillerini sevdirmek ve bu dili geliştirmelerine katkı sağlamak; Bulgaristan’daki Türk kültürünün, edebiyatının ve tarihinin kapılarını açmak; masallarımızı ve folklorumuzu sevdirmek, araştırmaya yönlendirmek ve yaratıcılıklarını teşvik etmek; gazete ve dergilerle bağ kurmalarını sağlamak, bilim dünyasına karşı merak uyandırmak…”
Bunlar bugün nasıl değerlendirilir bilmiyorum ancak Kâzım Memiş’in ömrünün son yılları, bu hedefleri gerçekleştirmek için çalışmakla geçti.
Kaynak: Nöbettepe dergisi, Sayı 32, Yıl 8-Yaz 2026

