Folklorumuzda Rodop Türküleri
Emel Balıkçi Şakir
Rodop dağları!
Dünyaca meşhur olmasalar da, dünyaca meşhur insanlara mekan** sağlamışlardır. Bu iki unsurun beraberliği, bayramda seyranda, işte, aşta, sayısız türküler, destanlar, maniler yaratmıştır. Günümüze dek geçerli bir atasözü vardır: Rodoplar, türkü söylemeyen insan asla doğuramaz!
Dağ, ne zaman insanın hayatına girmiş ve içi içe yaşamını beraberlik havasında sürdüre gelmiştir? Bunu tarif etmek, binlerce asır geri dönmek ve insanı insan eden nesneleri araştırmaktan geçer. Ergenekon efsanelerine göre, insanın dağ ile ilk buluşması, yol açmak amacı ile gerçekleşmiş, bir nevi dağdan kurtulmak! Düşünür müsünüz: dağdan kurtulmak var mı? İster ova, ister çölde yaşa, hayallerde hep bir ormanın gölgesi, dağların buz misali suyu değil midir? Halkımızın sık kullandığı bir deyim çıkar karşımıza: “adım başı”. Adım başı, dağ, bizim hayatımızda değil midir?
Büyük ölçüde, insan dağ sayesinde insanlaşmış ve o, minnettarlığını, dağı Tanrılaştırmak suretiyle bunu kanıtlamıştır. O, insanın Tanrısı, evi, yolu, geçim ve su kaynağı, korumacısı, hayvanatı, bitkisi, ağaç barınağı; dağ, insanın acısı, hayali, aşı, işi, sevinci… ve türküsüdür.
Bir düşünün, insanın hayatını dağsız, ormansız, deresiz, taşsız, yamaçsız nasıl görür, nasıl bulursunuz? Bu, güç bir davadır!
O, yüce Dağ, insanın yaşamıyla o denli sarmaş dolaştır ki, onsuz yaşamak, nefes almak doğrudan doğruya olanaksızdır. Her yaz Rodop halkı bir tepenin düzüne çıkar ve Dağına adanmış bayramları düzenler. Ona dualar okur, kurbanlar keser, şenlikler tertipler, tek sözle halkını bir araya toplar. Böyle bir gelenek, hem İslami, hem kadim dönmelerden kalan insan inançlarını birleştirir.
Bizim konumuz, şu Yüce Rodop dağında düzenlenmiş ve ona adanmış türkülerdir.
Ulaşabildiğim kaynaklara göre, ne dikkatimi çekti? Dağsız, susuz, yolsuz türküye hemen hemen rastlayamazsınız. Bazılarında dağ, başrol yerini alır, kimilerinde motif, doğaçlama, doldurucu, karşılaştırma biçimindedir.
Benim, doğduğum, yaşadığım yer, Rodop dağları, dereler, tepeler ile kuşatılıdır: Irsız tepe, Çal tepe, Göz tepe, Asarlık, Çingen burun, Tuzla, Perelik, Persenk, Karlık, Torluk vb. vb.
Bu dağlar çok ünlü şahısların yurdu yuvası olmuştur, Orfeyus, Seyid Baba, Hızır Baba, Evliya Baba, Enihan Baba, Ali Kırca, Debrenli Asan***, Süleyman Tokatçık vb. Bazı, onlara adanmış türküler hala söylenir, kimileri da yasaklanmış, unutulmuş gitmiştir.
Eski, Bizans döneminde kurulan bir kaldırım yolu var. Onu da, efsanelere göre Tatar kraliçesi ve Bizans prensesi Bilon hatun yaptırmıştır: Trakya ovasından Rodop dağını kestirip Drama’ya, Kavala’ya uzanır. Bu tarihi kaldırım yol, günümüzde, ancak yaşlıların hatıralarında kalmıştır. Yol üstü Türk köyleri, eski zamanlarda bu kaldırım sayesinde bağlantı kurabilmişlerdir.
Drama, kimin hayatında hatıra bırakmamış ki? Onun yolu, pazarı, zindanları sayısız türkülere konu olmuştur. Atice’yi denize ulaştıran kaldırım, Gülsüme’yi ipek bezi pazarına, Kara kedi’yi – zindana… ve o ağızlardan düşmeyen türkü:
“At martinini Debrenli Asan karşıki dağlara
Martin da kurşunsuz işlemez Asan
Mor çuha şalvara
Çek martinini Debrenli Asan dağlar inlesin
Drama mapuzunda Debrenli Asan
Kara kedi seslensin…”
O, Asan’ın geçtiği Drama yolarını çoktan otlar, ağaçlar sarmıştır. Hatırlarda kalan, Osmanlı dönemine ait bu yol üstü askeri kışladır. Bulunduğu yer de Çal tepesi. Bir de türkü. “Savaş kurbanı”nı ebediyete taşıyacak mısralar…
“Çal tepesinde boru çaldılar
Merkez yerinde aber saldılar
Erkes aldı teskeresini yürüdü
Benim kardeşim Selçe kenarında çürüdü…”
Şehit düşen Üzdrümen’i kimler bilir, kimler hatırlar? Acıları anlatmak için bir türküsü kalmış. Bu da yeterli…
Ovada, dere kenarında insanın sesi kaybolur gider, ama dağ başında sesler çınlar, yankılanır. Evrende Tanrı’ya, tepeler arkasında yoldaşa, tarlada çalışan sevgiliye bile ulaşır, ulaştırılır.
Dağların yüceliği, insanı mıknatıs gibi çekmiştir. Bu bir hayal, bir amaç, bir hedeftir:
“Çıkabilsem şu Balkanın düzüne
Çekebilsem o nazlı yari dizime da dizime
Çıkabilsem şu Balkanın doruğuna
Emebilsem ak gerdanın bağrını, da bağrını…”
Dağ yüceliği, her zaman insanın karşısına bir engellik gibi çıkar ve onu yardan, yuvadan ayırır. Daha önce söylediğimiz gibi “dağsız türkü yok” birkaç mısra örnek de verelim:
“Rodop dağları engindir, tarlaları zengindir
Irmakları hep çağlar, soğuk kaynakları var…”
“Şu dağın keklikleri öter öter bayılmaz
Şu canımın çektikleri kalem ile yazılmaz…”
“Rodopların etekleri gül ile döşeli,
Gül ile döşeli yaylaları meşeli, ah doyamadım…”
“Sen allar gey, ben kırmızı, çıkalım dağlar başına…”
“Valtanın suları mari da Zepu, bulanık akar
Mehmet çıkmış mari da Zepu Göz tepe’den bakar…”
“Benim yarim dağ başında oturur, ellerini soğuk suda bandırır…”
“Daylerde çamlar çamlar sakızı damlar…”
“İyşil dağlardan geçtim birçok zametler çektim…”
“Ah iyşil dağlar yansın ikılsın kurulsun masalar rakı şarap içilsin…” vb vb.
Çıkın bir Rodop tepesine ve haykırın: “Mehemeeet!” binlerce yanıt gelecek. Mehmet’in kaderi hangi türküye konu olamamıştır?
Biz, şu Cebel yöresindeki Bezirgan Alan çayırlarını anımsayalım. “Bir donla gömleğe kurban” giden Mehmet kimlerin gönlünü sızlatmamıştır ve onun son arzusu: “söylemeyin anneme aklını bozar” ağlatmamıştır?
Daha bir türküden söz açalım – şu Selime’nin isyanı. Kim söylemedi “Arda boylarını” “Şırıl şırıl…” akan Arda sularını? Selime gibi aşkın uğruna kendini feda eden, kişiliğini ortaya atan, pek az çıkmıştır:
“Arda boylarına ben kendim gittim
Dalgalar vurdukça can teslim ettim…”
Bırakalım Selime’nin acısını yastık altında. Geçelim Arada sularından karşıya. Aşkı uğruna kendini dalgalara kaptıran Yusuf’u anmayalım mı? O, efsanelere girmiş bir olaydır ve asla unutulmayacak.
“Çıkar abanı poturunu Yusuf’um kardeşin geyecek,
O sevdiceğin kız Feride’ye kimler haber verecek…”
Tarihlere girmiş olaylar asla unutulamayacak.
Biz, insanı mizahi türde düzenlediği türkülere de bir bakış atalım.
Dağ, mizah konularında gülünç bir şekilde karşılaştırma görevini üstlenmiştir:
“Dağda fıstık olur mi, ateş yastık olur mi,
O benim minnoş yarim, gene servoş olur mi…”
Kimi ozanların mizah türkü uydurması, zevki, eğlencesi, hatta geçim kaynağıdır. Ve her bir olay üstüne gerek garip, gerek komik, gerek yiğitlik türküleri düzenler. Örneğin: Meşhur türkücü, ozan Şükrü Ati’yi imiş. Bir olay köyde olunca, halk: “Hemen gidin filan ormanda bulun ve oyalayın Şükrü’yü. Öğrenir ise, dillerden düşmeyiz!”
Kıranın yüksek tepeleri
Ben seni almayacağım Magbule’m
Leman’ın daha güzel memeleri…
Dostalar’ın areminde kancıklar
Akif Leman’ı kucaklar
Çok tarikatsın mari Leman
Aldına amıcanın oğlunu…
Dininden uzaklaşanları da eleştirmek, yine türküler sayesinde olmuştur:
“Oroz tepenin dumanı,
ani bu köyün imamı/2,
okusun beygire kuranı…”
Atinin Şükrü’sü gibi her köyün birkaç ozanı var. Kimi bağlama, kimi saz, kimi mandolin çalar, ama en meşhuru gaydadır. O, kaba, üzgün sesli meşin torbası ve yanında genç, kıvrak kız gibi sesi uzatan kaval…
“Şu karşiki dağda kaval sesi var…”
Ve “Kız punar başında aman testi doldurur…”
Rodop dağları, değişik etnik gurupların mekanıdır. Bir bakış atalım o meşhur Pomak türkülerine. Onların da makamları ağır, acayiptir. O türkü melodisi, dere boylarından alıp kendilerini ta dağın bir ucundan bir ucuna yankılanır. Etraf, bir nevi ezan sesine bezenerek, evrenin sır dolu yükseğinde kaybolup gider:
“Bir delikanlı haykırdı dağ başının ucunda:
Ey gidi güzel kız, armağan göndereceğim
Sakın geri çevirme…
(Едно са лудо изрюка от височкана планина
Момлеле мари убава армаган ша ти провадам…)”
Bu tür aşk mesajını, tüm dünya ve evren duyar. Aşk, kimi sevgi ve hayal dolu, kimi üzüntü ve ölüme dek yaşantılardır. Ölüm deyince, bir genç kızın kaderi aklımıza gelir. O da Rufiye’dir. Yeni hazırlamıştır çeyizini. Kat kat sevgi ile dizmiştir tüm oyalı mendilleri, entarileri, çevreleri… Gelin olacaktır… keşke! O, acımasız verem hastalığı kaç tane can almış, kaç ev yakmış, yuva yıkmıştır… Bu kez genç, nişanlı Rufiye’nin kapısına çalmıştır. Kimler sonsuza kadar umut ve Tanrıya gönül bağlamıştır? Tabi ki, anneler! Anne, Rufiye kızı son umut veren yere götürecektir. Bu da dağ başıdır. Orada son kadeh bardaktan su verip soracaktır kızına:
Rufie, kızım benim, en sevdiğim dünya mıdır,
En sevdiğin sevgilin midir, en sevdiğin çeyizin midir?
(Руфинко, мое дощерю, мила ли ти йе динйоса
Мило ли ти йе любесу, мила ли ти йе рубаса?)
Neden dağ başına? Bu soru defalarca benim de zihnimi tedirgin etmiştir. Bence, dağ başında ses, minarenin yüksekliğini geçer gider, göklere çıkar, Tanrının bulunduğu mekanına en tez ulaşır.
Bu ses, günümüzde evrende insan arayan NASA röketi, Voyacır dahi, Balkanların mesajını Rodop türküsü ile “İzlel e Delyu haydutin” duyurur…
Rodoplar türkü hazinesidir. Dediğimiz gibi, doğa insanın her şeyidir – evi, yolu, sığınak yeri, korumacısı, geçim kaynağı, acısı, aşkı türküsü. Ama en önemlisi, dağ, bir inançtır, bir türküdür!
KAYNAKÇA, olayları Rodoplar’da geçen, dünyaca meşhur türküler:
“Debrenli Asan”
“Alan çayırları”
“Civan da Yusuf’um”
“Arda boylarında”
“Savaş kurbanı”
“Cebelli kız”
“Rodopların etekleri”
“Rodop dağları be Pakize’m”
“Kız punar başında aman”
“Damı dere fışladı” (“Kalk gidelim Atice’m”)
“Arabaya bindireyim Filibe’de gezdireyim”
“Gittim Filibe ovasına”
“Çıktım Cendem tepeye”
“Çelikli’den aldım beri yoluma”
KAYNAKÇA:
- Arifov, Receb, Susuzlu ve yöresi, Kırcaali, 2010
- Aziz, Osman, Canım türkülerim, Sofya
- Balıkçı-Ocak, Fatma, Anamın türküleri, Kırcaali, 2008
- Balıkçı-Ocak, Fatma, Selçe-Çelikli, Smolyan, 2011
- Balıkçi, Emel, Bulgaristan Türklerinin dili inançları ve folkloru, Smolyan, 2012
- Kırıçimli, Yaver, Filibe yöresi Kırıçim Türkleri, Bursa, 2011
- Mollova, Mefküre, Doğu Rodop Türk Ağızları Sözlüğü, Ankara, 2003
- Tatartlı, İbrahim T. Bulgaristan’da Türk kültürünün sorunları, Sofiya, 2009
- Dergiler: “Alev”, “Balkanlarda Türk kültürü”, “Hoşgörü”, “Mozaik”
BİLGİ VEREN ŞAHISLAR:
- Zekiye Kehaya (1920), Smolyan
- Cemile Koca (1959), Borino (Karabulak köyü)
- Cait Züberali Pehlivan (1933-2012), Stomanovo (Çelikli köyü)
- Şükrü Ati (1915-1991), Nova mahala (Yeni mahalle)
- Fatma Ocak (1924-2011), Selça (Selçe köyü)
- Magbule Aytekin (1924), Peştere (Peştera)
- Rujdi Şükrü Doğan (1935), Kırcaali
- Fahri Nuri (1955), Zvezdel köyü, Kırcaali
- Gülser Halil (1953), Gtremtsi köyü (Göklemezler)
- Osman Ahmet (1953), Nanovitsa (Cavlaklar köyü)
DİP NOT:
*Tüm türküler Orta Rodop ağzı ile yazılmıştır.
**Delillere göre, 4-5 asırda Balkanlar’a İskit ve Avar Türk kabileleri Kuzey Karadeniz’den inmişlerdir. Balkanlar’da bir hayli nehir adları onlardan kalmadır – Yantra (Yandere), Tuna, Tunca (Donca), Arda (Ardı ardına), İskır (Isı kır), Meriç (Mera içi) vb. Rodoplar’da, Arda Boyunda Türk köyleri belki de en eski kurulmuş köylerdir: Eğri dere (Ardino), Karalar köyü (Gorna krepost) – Evliya Hızır Baba Horosan’dan 474 gelmiştir ve 550 vefat etmiştir, Yeni mahalle (Enice Cuma, Cuma yeri, Nova mahala) – Evliya Baba Bizans döneminde yaşamıştır.
Başka bir tarihi delile göre 12 asırda Arda boylarında Türkler yaşamaktadır. Bunu da tarihçi Anna Komnina Bizans prensesi zikreder. Bu tür delillerden Bulgar tarihçileri, Ivan Batakliev, Konstantin İreçek vb. de söz ederler.
***1820-li yıllarında Batı Rodop, Debren köyünde dünyaya gelen Asan, bu yolu defalarca geçmiş ve Kara kedi lakabı ile bilinen yoldaşı, halkımızı zulümden, eşkıyalardan korumuş, dayak destek olmuşlardır. Asanın kurşunu o kadar değişik bir ses çıkarırmış ki, tüm halk onun çınlamasını, pekiyi bilirmiş. O, umut veren, gönüllere rahatlık getiren bir sestir.
Smolyan, 20.08.2013
“Edebiyatta Dağ”, Uluslararası Sempozyum Bildirileri, 2013

