Şiirlerimde ne demek istediğimi anlayamamaları için elimden geleni yapıyorum

Şair Aziz Nazmi Şakir’e göre günümüz teknolojisinin sunduğu imkânlarla dil eğitimi konusunda tek başımıza bile uzun yol kat edebiliriz

Birkaç yıldan beri dergi çıkarıyorsunuz. Dergi nöbeti nasıl gidiyor?

Dergi nöbeti dördüncü yılında. Başını Nöbettepe’nin baş editörü, sevgili meslektaşım Kadriye Cesur çekiyor, bendeniz ise derginin kalem işleri silâhşörüyüm. Nöbet görevlerinden biri ülkemizde yetişen kabiliyetli genç kalemleri “yakalamak”, diğeri edebî değeri olmayan metinlere sayfa ve okurlarımıza giden yolda geçit vermemek.

Ülkede başka Türkçe dergi yokken, Türkçe eğitim yetersizken siz kültür edebiyat dergisi hazırlamaya başladınız. Türkçesi zaten iyi olanlara hitap ederek hedef kitlenizi dar bırakmadınız mı?

“Türkçesi kötü olanlar da var” gerekçesiyle derginin mevcut seviyesi ve içeriği ile ilgili tavizler vermemiz beklenemez. Sonuçta, ana amacımız okuma yazmayı öğretmek değildir: Bu, anne-babaların, okulların ve dil kurslarının görevidir. Bunun yanı sıra günümüz teknolojisinin çoğumuza sunduğu imkânlarla dil eğitimi konusunda tek başımıza bile uzun yol kat edebiliriz. Tabi, biz ve yazarlarımız, ana dili öğrenme ve öğretme konusunda 5’ten 105’e herkesi teşvik etmeliyiz ve dile gönül verenlerin, çıraklığı ustalığa ulaştıran güzergâh üzerinde kaleme aldıkları şiir, öykü, deneme ve araştırmalarını paylaşabilecekleri kalitesiz “ürünler” barındırmayan bir vitrin olduğunu öğrenmelerini sağlamalıyız.

Derginin iki dilde olması bence çok isabetli. Ülkemizde Türkçeyi bilenler zaten Bulgarcayı da biliyor, dolayısıyla Burlgarca bir öykünün ya da şiirin tercüme edilmesine gerek yok. Niye çift dilde hazırlamaya karar verdiniz?

Nöbettepe’nin, okurlara güzel metinler sunmanın yanı sıra, iki yönlü müstesna bir hedefi daha var: Bir yandan Bulgar okurlara “bu memlekette seviyeli Türkçe şair ve yazar, ressam ve fotoğrafçı, tiyatro ve müzik sanatçıları da var” mesajını vermek, diğer yandan da Bulgaristanlı Türkler başta olmak üzere bu diyarda Türkçeyi ana dili kabul eden cümle kardeşlerimize Bulgar literatürünün de cana yakın olabileceğini, diller arası dostlukların, toplulukların kendi aralarında geçmişte yaşadıkları sorunların üstesinden gelebileceğini göstermektir. Kaldı ki, artık güzelim Türkçe metinler yazan Bulgar asıllı kalem kardeşlerimiz de, ödüllere lâyık görülen Bulgarca yazan Türkler de var…

Sizin çalışmalarınıza gelelim – edebiyat tercümesi yapıyorsunuz. Bir eseri asıl dilinde okumak ayrı bir zenginliktir. Bu zenginlik tercüme edilince aktarılabiliyor mu?

Sınırlı sayıda dil bildiğimiz için tabiî olarak tercümanlara çok iş düşüyor. Akıcı olan ve bizi rahatsız etmeyen çeviriler okurken, onları bu hale getirmeyi başaranlara müteşekkir olmalıyız.

Düz yazıda (şayet tercüman işini iyi biliyorsa) aktarılabilen içeriğin yüzdesi oldukça yüksektir, zaman zaman çeviriler orijinal eserlerden neredeyse ayırt edilemeyecek kadar profesyonelce yapılmaktadır. Şeklin ve edebî süslerin daha önemli olduğu şiir türünde “kayıplar” kaçınılmazdır. Çevirileri yapanlar orijinal metinleri rezil etmemek gibi önemli bir vazifeyle yükümlü. Defalarca çok beğendiğim şiirleri başka dile çevirmeye kalkıştığımda ifade edilmesi imkânsız kelime oyunları veya bir mısrayı diğer dile aktarma konusunda yetersiz kaldığımı hissetmişimdir. Bu şartlarda doğru yaklaşım, çeviriyi ertelemek veya ondan tamamen vazgeçmektir.

Sanırım en az dört dil kullanıyorsunuz, hangi dil şiire en uygun? Bir klişe vardır ya, falan dilde şiirler daha güzeldir diye.

Herhangi bir dile üstünlük tanımaya kalkışırsam, bu görüşüme katılmayanlar beni taşlayabilir. Ama herhangi bir dilde şiir yazacaksan bunu hakkını sonuna kadar vererek yapabilecek kapasitede olmalısın. Benim şahsî tecrübelerimden hareketle farklı dillerde içerik açısından da şekil olarak da farklı şiirler yazdığımı söyleyebilirim. Örneğin, etnik kimliğimi yansıtam şiirleri sadece ana dilimde ifade edebiliyorum. Bulgarca ve diğer dillerde daha evrensel fikirlere yer veriyorum.

Filibeli Ahmed Hilmi’nin “Hayalin Derinlikleri” eserini Osmanlıcadan Bulgarcaya tercüme ettiniz. Osmanlıcadan çevirmek başka dillerden çevirmekten daha mı zor?

Osmanlıca da dâhil günümüzde konuşulmayan dillerden çeviriler, doğal olarak, canlı dillerden yapılan çevirilere nazaran çok daha yoğun çabalar gerektirmektedir. Âmâk-ı Hayal’de düz yazının yanı sıra çok sayıda tasavvufî manzumeler de söz konusu ve bunların hem içeriğini hem de şiirselliğini Bulgarcaya aktarmak çeviriyi kat kat zorlaştırdı.

Bir şair olarak, okurlarınızla anlaşabiliyor musunuz, ne demek istediğinizi anlıyorlar mı? Yoksa Tarkan’ın son şarkısında olduğu gibi herkes anlamak istediğini mi anlıyor?

Okurlara bir şair sıfatıyla hitap ederken, ne demek istediğimi tam olarak anlayamamaları için elimden geleni yapıyorum, çünkü şiirin amacı, anlatmak değildir onları okuyan insanların hislerini harekete geçirmektir. (Bu ara, Arapça bir kelime olan “şair”in asıl anlamı “hisseden”dir.) Bunu sağlayan etken, ifade netliğinden ziyade belirli titreşimlerle çizilen sözlü imajlar. Anlamamak anlaşmamak anlamına gelmez, okurlarımla aram çok iyidir. Allah nazardan saklasın!

İnsanların, buna edebiyat eserleri de dâhil olmak üzere, her şeyi istedikleri gibi anlamaları, onların en doğal hakkıdır. İnşallah istediklerinin değeri artar da anladıklarınınki de onlara manevî feyiz sağlar.

Söyleşi: İzzet İsmailov
Kaynak: BNT Türkçe