Rusçuklu Dede Gâlib
Yazı: Vedat Ahmed
Klasik Türk şairi Şeyh Gâlib’in hem manevî hem de edebî yolunun yolcusu olan Rusçuklu Dede Gâlib, Bulgaristan Türkleri edebiyatı antolojisine girmemiş bir şairimiz.
Bizim onunla tanışmamız, tabir caizse, 15-20 yıl önce oldu. 1920 ve 30’lu yıllarda yayınlanan
Bulgaristan Türklerine ait gazetelerde şiirlerini okudukça nasıl olur da bu şairimiz bilinmez ve tanınmaz diye hayıflanmak yerine kendisini tanıtma işine koyulduk.
Rusçuklu Dede Gâlib, adı üstüne Rusçuk doğumludur. Önemli bir ilim, irfan ve yönetim
merkezi olan şehirde Osmanlı döneminde dünyaya gelmiştir. Tam doğum tarihi bilinmemektedir, zira bunu gösteren herhangi bir belge bulunmamaktadır. Fakat “Tecnis Koşma” adlı şiirinde yetişmesinde Rusçuklu saz şairi Hengâmî’nin katkısı olduğuna işaret etmektedir:
Söğütlü Niyâzî Baba himmeti
Etmiş Hengâmî’ye vermiş devleti
Ahz-ı feyz eylemiş verdi şöhreti
Benim de üstâdım şöhreti verdi (İntibah, 1930, sayı 65)
Ama bu bağlantının doğrudan mı, yoksa dolaylı olarak mı gerçekleştiği konusu tam olarak belli değildir. Çünkü yapılan araştırmalara göre, Hengâmî’nin 1873 senesinde Bursa’da vefat ettiği sanılmaktadır. Eğer iki şair arasındaki ilişkinin bizzat vukû bulduğu varsayımından hareket edecek olursak, Dede Gâlib’in 1850-60’lı yıllarda doğduğunu ve takriben 70-80 sene yaşadığını kabul etmemiz gerecektir. Aksi takdirde iki şair arasındaki ilişkinin dolaylı olmayıp eserlerinden istifade yoluyla gerçekleştiği çıkmaktadır.
Dede Gâlib’in hayatıyla ilgili çok az bilgi olmasına rağmen, 1906 yılında nişanlandığına dair bir gazete haberi bulunmaktadır. Rusçuk’ta yayınlanan Tuna gazetesi bu sevinçli haberi 24 Mart 1906 tarihinde şöyle duyurmuştur: “Şehrimiz Sâdî dergâhı postnişîni şâir-i hoş-gû reşâdetlü Dede Gâlib Efendi ile tarîk-i nâzenîn [Bektaşî] dedegâhından Burhân Efendi’nin kerîme-i iffet vesîmesi hanımın dünkü gün nâmzedlikleri [nişanları] icrâ edilmiş olduğu ma‘a’l-meserret mesmûumuz olmakla bilhâssa îfâ-yı tebrîk ve tahiyyet olunur.”
Dede Gâlib, 1934’te vefat etmiştir. Bunu ve vefatıyla ilgili durumu o dönemde Sofya’da
yayınlanmakta olan Dostluk gazetesinin 18 Temmuz 1934 tarihli haberinden öğreniyoruz:
“Rusçuk şehrinde ehl-i tarîkattan Şeyh Dede Gâlib Efendi hayli zamandan beri mübtelâ olduğu kalb hastalığından müteessiren 2 Temmuz 1934 târihine müsâdif Pazartesi günü vefât etmiştir.” Şairin ebedî âleme göç etmesinden sonra yine aynı gazetenin sayfalarında dönemin münevverlerinden Hâfız İsmail Hakkı, Dede Gâlib’in ruhuna bir şiirini ithâf etmiştir.
Rusçuklu Dede Gâlib’in doğup büyüdüğü şehir, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bir ilim ve irfan merkezidir. Bu şehirde Uryanî Mehmed Dede, Emanî, Mustafa Resâ, Mustafa Beyanî, Zarifî, Hengâmî gibi şairler, Alemdar Mustafa Paşa, Şerif Hasan Paşa, Mirza Said Paşa, Mithat Paşa, Tahir Lütfü (Tokay) gibi devlet adamları, Mehmed Masum (Akalın), Halil Hasan Pomakoğlu gibi münevverler yetişmiş ve Türk halkına hizmet etmişlerdir. Aynı zamanda şehirde basın hayatı da canlıdır. Ayrıca dönemine göre, güçlü bir Türk basını söz konusudur. Şehirde şu gazeteler yayınlanmıştır: Balkan, Sebât, Islâh, Müdâfaa-i Hukûk, Uhuvvet, Efkâr-ı Umûmiyye, Tuna ve Spor Gazetesi.
20. yüzyılın başlarında 10.000 civarında Müslüman nüfusu olan şehrin tekkeleri de çok meşhurdur. Osmanlı dönemindeki Rusçuk ile ilgili araştırmalarıyla tanınan T. Bakırcieva’nın tespitlerine göre, 19. yüzyılda şehirde 5 tekke ve bunlar arasında Sadiye tarikatına ait olanlar da vardır. Osman Keskioğlu’nun ifadesine göre, Dede Gâlib Sadiye tarikatına mensuptur. Yukarıdaki nişan haberi de bunu doğrulamaktadır. Tarikat mensubu olduğu zaten yazdığı sufiyâne şiirlerinde açıkça görülmekte olup isminin başındaki “dede” ve “şeyh” vasıfları da bu mensubiyeti destekler mahiyettedir.
Dede Gâlib’in bağlı bulunduğu tasavvuf yolu, adını kurucusu Sadeddin el-Cebbâvî’den (ö. 700/1300) almıştır. Arap memleketlerinde ortaya çıkan bu tarikat önce Anadolu’da, 17. yüzyılda da Balkanlar’da yayılmaya başlamıştır. Bu tarikat Rusçuk şehrinde de önemli bir konuma sahip olmuştur. Tarikatın Rusçuk’taki nüfuzunu arttıranlardan biri hiç kuşkusuz tarikatın önde gelenlerinden olan şair Zarifî Ömer Baba’dır (ö.1210/1795). Yine Sadiye tarikatına mensup olan şair Mustafa Resâ (ö. 1250/1834) da Rusçukludur. Yine T. Bakırcieva’nın verdiği bilgiye göre, 20. yüzyılın başlarında Rusçuk’taki önde gelen Müslüman siyasîler arasında Sadiye mensubu pek çok kimse mevcuttur.
Tasavvufla içlidışlı olan böyle bir ortamda yetiştiği anlaşılan Dede Gâlib Efendi’nin kişiliği üzerinde tasavvufun, tekkenin büyük etkisi görülmektedir. Millî duyguları kuvvetli, tasavvufun verdiği esneklikle geniş kitlelere hitap eden ve hoşsohbet bir kimse olan şairin ahlâkı da bir sufiye yaraşır şekildedir. Gazeteci ve edip Mehmed Behçet (Perim)’in 1923 yılındaki Rusçuk seyahati izlenimleri arasında zikrettiği aşağıdaki sözleri Dede Gâlib’in karakteri hakkında söylediklerimize delildir: “Rusçuk’ta tekke ve câmi âlimleri pek hoştur. Gâlib Efendi nâmında hoşlu ve mütevâzı bir dede vardır ki sohbetlerinden her dostu müstefîd kılmaktadır.” (Ehali, 5. 03. 1923, sayı 69). Ayrıca şairimizin 1905 yılında Rusçuk’ta yayınlanmaya başlayan Türkçe Tuna gazetesine yazdığı tebrik
mahiyetindeki şiirini redaksiyon şu ifade ile takdim etmektedir: “Şâir-i halûk Rusçuklu Gâlib Dede Efendi…” (Tuna, 12. 09. 1905, sayı 10). Yukarıda sözünü ettiğimiz vefatıyla ilgili haberde de “Merhûm Dede Gâlib Efendi tabîat-ı şiiriyyeye mâlik olup tarz-ı kadîm üzre şiir inşâd eylemeye güzel muvaffak olmuş, ehl-i tarîkat arasında iyi tanınmış bir zât idi. Üfûl-i ebedîye kavuşması Bulgaristan Müslümanları için hakîkaten büyük bir zıyâ’dır.” denmiştir.
Şairimiz döneminin toplumsal olaylarını gözlemleyen, bizzat içinde bulunan, hatta gerek duyduğunda tekkedeki halvetinden çıkarak şiirleriyle münasebet alan ve basından kitlelere hitap eden bir kişidir. Meselâ, 1913 yılında Balkan Savaşı sonunda acıklı bir hâle düşen Osmanlı askerlerine maddî ve manevî yardım sağlamak için milletvekili Hâfız Sâdık’ın girişimiyle Rusçuk şehrinde Osmanlı Esîrlerine İâne Komisyonu kurulmuştur. 16 kişiden oluşan bu oluşumun üyeleri arasında Gâlib Talat’ı, yani Dede Gâlib Efendi’yi de görüyoruz.
Dede Gâlib Efendi, okuyan ve yazan, olayları basından takip eden bir kişidir. Elimizdeki verilere göre, şairimizin Tuna, Uhuvvet, Dostluk, İntibah, Rehber ve Rodop gazetelerinde şiirleri yayınlanmıştır. Onun, en azından saydığımız bu gazeteleri okuduğunu da söylemek herhalde abartılı olmayacaktır. Zaten zaman zaman gazete sayfalarında bazı şairlere nazire olarak yazdığı şiirler de bu gazeteleri takip ettiğini göstermektedir.
Yazar, diplomat İ. H. T. Okday’ın verdiği bilgiye göre, Dede Gâlib Efendi aynı zamanda Dostluk gazetesinde Rusçuk muhabirliği, İtisâm dergisinde de muharrirlik/yazarlık yapmıştır. Ancak Dede Gâlib’in şiirleri dışında herhangi bir yazısını veya muhaberesini bulamadık.
Şairimiz şiirlerini genellikle tarz-ı kadim/eski tarz üzere yazmıştır. Elimizdeki şiirlerinin dili genel olarak çok ağır olmamakla birlikte Arapça ve Farsça terkiplerle süslüdür. Bazı şiirlerini çok sade dille de yazdığı bir gerçektir. Şiirlerinde ölçüye/vezne büyük itina göstermiştir. Bunu “Tecnîs Koşma”sındaki şu mısradan da anlamaktayız: “Gayr-ı mevzûn eş’âr hiç de sevmem”.
Dede Gâlib’in iyi bir şiir bilgisi vardır. Bu, yazdığı şiir türlerinden ve kullandığı edebî sanatlardan belli olmaktadır. Meselâ yazmış olduğu îdiye, tecnîs koşma, nevrûziye, gazel, nazîre türünden şiirler, ustalıkla kullandığı iktibaslar, cinaslar, teşbihler, mecazlar, tarih düşürmeler, istiareler vs. şairimizin şiirdeki maharetini göstermektedir.
Rusçukluyuz vardır iftihârımız
İlm-i arûzda var üstâdımız
Eş’âr pazarında çok metâ’ımız
Benim de üstâdım şöhreti verdi,
diyen şairimiz, nazîre isteyenlere hiç çekinmeden cevap vermektedir. Dede Gâlib, yıllarca imamlık, öğretmenlik ve gazetelerde yazarlık yaparak Müslüman-Türk halka hizmet eden Hâfız İsmail Hakkı’ya ve Şeyh Âbid isimli başka bir kişiye yazdığı cevap mahiyeti taşıyan şiirleriyle, nazireleriyle üstünlüğünü, üstatlığını ortaya koymuş ve onlara meydan okumuştur.
Rusçuklu Dede Gâlib, bir derviş olarak inziva hâlindedir, sessizliğe bürünüp derûnuna dalmak suretiyle varlığı tanıma gayretindedir. Bunun neticesinde varlığı vahdet aynasında görmek suretiyle hayran kalanlardandır. Ama içli şair yeri geldiğinde tespihini alıp cemaate karışmakta ve kesrette/çoklukta vahdeti seyretme zevkini tatmakta ve bunu bir “Gazel”inde şöyle ifade etmektedir:
Kibr ü riyâ kisvesinden soyunup oldum halâs
Aşk ile giydim azîzim mahviyyet ihrâmını
Kesret-i mir’âta baktım seyr eyledim vahdeti
Vech-i mutlak ancak O’dur anladım encâmını
Bin bir esmâya bürünmüş eylemiş arz-ı cemâl
Nüsha-i kübrâ yaratmış âdemin ecsâmını
Aynı zamanda manevî dünyasına girerek içini tırmalayan şekilcileri, “men arefe” sırrına, kimliğine vâkıf olamamış olanları da şu sözleriyle “Büyük Tesbihli Hoca’ya” şiiriyle ikaz etmektedir.
Az tama’dan çok belâlar gelir sonra başına
Kısmetine râzı ol, et kanâat rızkına
Uyarısının tesirini görmeyince de “Yine Hocaya” adlı şiiriyle topluma zarar verenlere ateş püskürmektedir:
Yıkma nâsın başına fânî dünyâyı ey hoca
Cennet ü dûzah içün etme kavga ey hoca
Elimizdeki kısıtlı bilgilere dayanarak çizmeye çalıştığımız portresiyle Rusçuklu Dede Gâlib Efendi, Osmanlı döneminde ve daha sonraları Balkanlar’ın önemli bir şehri olan Rusçuk’ta yaşayıp edebiyat sanatıyla meşgul olmuş değerli bir münevverdir. Tekke kurumlarının inkıraza uğrayıp eski etkinliğini kaybettiği bir dönemde ahlâkı, toplumcu, eğitici, insanseverlik ve edebî yönleriyle güzel bir örnek sunan şairimizin gazete sayfalarında 30 kadar tasavvufî şiiri bulunmaktadır, acaba daha ne kadarı birtakım defter veya yapraklardadır?
Kaynak: Nöbettepe dergisi, Sayı 3, Yıl 1, 2019

