Rodop Dağlarının İki Çiçeği
Yazar: Nesrin Sipahi Kıratlı
Rodop Dağları’nın eteklerinde, Ustina adında minicik, şirin mi şirin bir köy vardı. Bu köy o kadar güzeldi ki… Sabah olunca güneş Öğlen Tepesi’ne vurur, ışıkları bütün köyün üzerine altın tozu serperdi. Kuşlar her gün yeni bir şarkı söyler, sanki dünya çocuklar için yeniden uyanırdı.
Bu güzel köyde iki kardeş yaşardı: Nesrin ile Emine.
Her sabah gözlerini açar açmaz yüksek dağa bakar, derin bir nefes alırlardı. Dağlar onlara güç verir, içlerini sevinçle doldururdu.
Bazen anneleriyle Rodoplar’a çıkar, renk renk dağ çiçekleri toplarlardı. Bazen de kiraz bahçelerine koşup dallardan sarkan tatlı kirazları toplayıp ağızlarına atarlardı.
Okulun yararına kazayağı bitkisi topladıkları günlerde ise çuvallarını doldurup tepeden köylerine bakar, kendilerini masalın içinde gibi hissederlerdi. Köyde ilk göze çarpan şey, buz gibi suyuyla ünlü İspa Çeşmesi olurdu.
Dağların Küçük Çiçekleri
Nesrin 5 yaşındaydı. Bir gün dedesi onları Rodoplar’ın tepesine çıkarıp kollarını iki yana açtı:
“Bakın çocuklar… Buralar eskiden Türkiye idi,” dedi.
Nesrin bunu duyunca şaşırdı. “Türkiye de şeker gibi bir şey mi acaba?” diye düşündü.

Annesinin köyü Kriçim, babasının köyü ise Ustina idi. İkisi de Rodoplar’ın eteklerinde, bereketli ve güzel yerlerdi. Buralar Filibe Türklerinin beşiği sayılırdı.
Emine ise Nesrin’den iki yaş küçüktü ama hiç kavga etmezlerdi. Anneleri onlara ikiz gibi aynı kıyafetleri giydirir, “Benim iki güzel çiçeğim,” derdi.
Avluda Bir Dünya
Nesrinlerin büyük bir avlusu vardı. Arka tarafta ahırlar, kümesler…
Tavuklar yumurtlar, horozlar sabah olduğunda “kukkiriguuu!” diye öterdi.
Ahırda koyunlar ve keçiler kalırdı. Yeni doğan kuzuları soğukta üşümesin diye evin içine, sobanın yanına koyarlardı. Minicik kuzular “meee” diye seslenince Nesrin ve Emine sevinçten hoplayıp zıplardı.

Bahçelerinde bir de tavşancıkları vardı. Bir gün kapı açık kalınca tavşan dağa doğru kaçtı. Nesrin çok aradı ama bulamadı. O gece yastığına başını koyduğunda sessizce ağladı.
Evde en sevdikleri hayvanlardan biri de keçileriydi. Her sabah sürüyle dağa gider, akşam köye geri dönerdi. Ama bir gün keçi hasta geldi… Meğer memesini yılan sokmuş! Nesrin günlerce üzülmüş, gözyaşı dökmüştü.
Tütün Zamanı
Dedesinin çok güzel bir atı vardı. Sabahları onunla tarlaya gider, tütün kırarlardı.
Karanlık sabahlarda tütünleri koparıp yere bırakırlardı; Nesrin de onları toplardı.
Ailece tütünleri ipleyip “lagon” denilen yerlere asar, yağmur çiseleyince hep birlikte koşarak içeri taşırlarlardı.

Kış gecelerinde dedesi tütünleri “buhara” koyar, yumuşayınca dizlerinde ütüler ve balyalar yapardı.
Küçük Bir Kayıp, Büyük Bir Sevinç
Bir gün küçük Emine ortadan kayboldu! Herkes onu ararken annesi Emine’yi karyolanın altında buldu. Meğer sökülen kilim iplikleriyle oynamaya çalışıyormuş. Nesrin kardeşini bulunca dünyalar onun olmuştu.
Okul Günleri
Anaokuluna başladıklarında babaları onları motosikletle götürürdü. Nesrin, okulda da Emine’yi hiç bırakmazdı.
Bir gün bazı çocuklar bahçedeki şeftali çekirdeklerini kırıp yemiş ve hastalanmışlardı. Nesrin ile Emine arkadaşları için çok üzülmüştü.

Nesrin’in birçok kardeşi, akrabası vardı. Amca çocukları, mahalle arkadaşları, İspa Mahallesi’ndeki Ulviye, Türkan ve Mehmet… Hepsi onun için birer kardeşti.
Kış Masalları
Ustina’da kışlar çok sert geçerdi. Kar yolları kapayınca tüneller açılırdı. Anneleri, kızlarının ellerinden tutup bu kar tünellerinden okula götürürdü.
Nesrin’in en sevdiği anlar, nenenin masal anlattığı akşamlardı: “Bu gece çok soğuk… Kuzular ve kurtlar birlikte uyuyacak” derdi nenesi. Kızlar ürperir, birbirlerine sarılırlardı.

Ali dayıları onlara “şeyniçka” denen kızaklardan yapardı. Akşam olunca tüm mahalle kayar, kahkahalar kar tanelerine karışırdı.
Annesi de masallar anlatırdı: “Bir gün iki yaramaz kardeş annelerini üzmüş, anne kuş olup uçmuş gitmiş…” Bu masalı duyunca kızların gözleri dolar, annelerini hiç üzmemeye söz verirlerdi.
Hem Türkçe, Hem Bulgarca
Ustina’da herkes gibi onlar da evde Türkçe konuşurdu. Masallar, türküler hep Türkçe idi.
Ama okulda Bulgarca konuşulurdu.
Nesrin ile Emine bu yeni dili de sevgiyle öğrendi. Öğretmenleri onları çok sever, yıl sonunda kitaplar hediye ederdi.

Nesrin en çok Türkçe öğretmeni Mehmet Memov’u severdi. Hem öğretmeniydi, hem akrabaları.
Böylece iki kardeş iki dili de güzelce öğrendi. Hem ailelerinin sıcaklığını, hem okulun bilgeliğini kalplerinde taşıdılar.
Işıl Işıl Geleceğe
Nesrin, 1970 yılında Filibe’deki Lilyana Dimitrova Lisesi’ne kabul edildi. Üstelik okulda tek Türk öğrenciydi! Ama o ve kardeşi Emine, Ustina’nın iki güzel çiçeği olarak, köklerine bağlı ve dünyaya açık birer ışık gibi büyüdüler.

