Mustafa Şabanov. Sanata Adanmış Bir Ömür

Yazı: Sabri Mehmet Con

Geçmiş yıllara baktığımızda Yukarı Hüseyinler (Gor. Hubavka) köyünün oldukça anılmış kişileri olduğunu görüyoruz. Osmanlı döneminden başlayarak günümüze kadar gelen ünlüleri Hüseyinler/Хубавка kitabımızda tanıtmıştım. Günümüzün gençleri bu değerli insanlarımızı maalesef tanımıyor. Oysa onları hiç olmazsa yazılı belgelerden okuyarak tanımaları kendi yararlarına olurdu.

Bu kısa yazı ile Mustafa Şabanov’u yeniden tanıtmak istiyorum. Mıstık lâkabı ile geniş kitleler tarafından tanınmış ve sevilmiş olan Mustafa 1937 yılında doğmuş, ilk ve orta tahsilini köyünde tamamladıktan sonra öğrenimine Omurtag “Tevfik Fikret” Türk lisesinde devam etmiştir.

Mustafa, daha küçük yaşlarda ses ve saz sanatçısı olarak dünyaya geldiğini fark ettirmiştir. Bu hırs, bu merak, bu güç ona nereden gelmiştir, hayret edilir. Çevresinde onu sanata yönlendirecek ve yardım edecek kişi yoktur. Ama içinden gelen bir duygu onu nedense bülbül gibi ötmesine ve eline saz almasına itiyor. Büyük tutkudur bu heves. Lise öğrencisiyken Mustafa artık arkadaşlarının ve öğretmenlerinin gözünde gönlünde usta bir sazcıdır. İlk olarak köyünde, daha sonra çevre köylerde sazcı grupları oluşturmasıyla herkesin sevgilisi olmuştur. Lise sonrası Omurtag belediyesinde sanat ve kültür sorumlusu olarak çalışırken kendisi ile sıkça görüşüyorduk. İyi bir sazcı olduğu gibi iyi de bir insan ve dosttu. Kardeşi Osman’ı (Oça) da sanata heveslendirmiş, iyi bir sazcı olmasını sağlamıştır.

Daha sonraki yıllarının bir bölümünü evliliğini yaptığı Şumen şehrinde geçirmiştir. Gündüzleri fabrikadaki işinde, geceleri düğün veya restoranlarda müzik gruplarındadır. Tırgovişte, Şumen, Razgrad, Kırcaali derken Mustafa kendi köyünde 60 kişilik muhteşem bir folklor grubu oluşturmuş ve bu grup Ulusal gösterilerde Sofya’da ikinci ödülü kazanmıştır.

Devamla repertuvarına Türkçe, Bulgarca, Makedonca şarkılar alarak ülke çapında adından söz ettirmiştir. Anılmış Bulgar bestecileri ile müşterek çalışmaları sonucu Sofya radyosunda göreve çağırıldığı da olmuştur, ancak bu görevi kabul etmeyip radyoya türküler kayıtlamakla yetinmiştir.

Ne var ki, Bulgaristan Türkleri üzerinde kara bulutlar dolaşmaya başlayınca Mustafa 1970 yılında Türkiye’ye sığınıyor. Soyadı İmamoğlu’dur. Orada sanat tutkusu daha da güçleniyor. Birçok gruplara dahil olarak gazinolarda ve davet edildiği şenliklerde ustalığını gösteriyor. Tam işler yoluna girdi giriyor derken sığınmacı yasasının azizliğine uğrayarak 1973 yılında kendini bir anda Avustralya’nın Melbourne kentinde buluyor. Burası her ne kadar uzak ve yabancı bir diyar olsa da orada karşılaştığı Bulgaristanlı, Balkanlarlı ve Türkiyeli “eski” göçmenlerle havasını buluyor. Tabi, sazlı sözlü sanat aşkı burada da giderek güçleniyor. Kendini yeni sanat eserleriyle, bilhassa halkın en çok sevdiği Makedon türküleriyle daha da geliştiriyor. Oralarda da radyo yayıncılarının radarına girerek maharetini sergiliyor. Hüseyinler/Hubavka adı da onun sayesinde Avustralya diyarında duyulmuş oluyor.

Emekli olunca Mustafa artık daha özgürdür. Fırsat buldukça Türkiye ve Bulgaristan’ı ziyaret edip baba ocağıyla, akrabalarıyla, dostlarıyla hasret gideriyor. Son birkaç yıldır Türkiye’de (İstanbul-Avcılar) ikametine devam etmektedir. Son dakika aldığım bir habere göre sağlık durumunda problemleri belirmiş, rahatsızlanmış. Umarız en yakın zamanda sağlığına kavuşur ve bir ömür boyu sevmekten hiç bıkmadığı sazıyla sözüyle hayatının tadını çıkarmaya devam eder.

Hüseyinler (Hubavka) insanı bu adamla gurur duymakta haklıdır.


 
 
 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir