Miyremoğlu Hüseyin Efendi

Yazı: Oktay Aliev

Locva (Glodjevo), Kuzeydoğu Bulgaristan’da bulunan, nüfusunun %90’ı Bulgaristan Türklerinden oluşan bir kasabadır. Kuruluşu ve iskânı XVII. asır sonlarını bulmakta.

Hikâyelere göre, kasabanın yakınında bulunan Hoşkondu ve Hocaman köylerinde XVII. Yüzyıl ortalarında patlak veren kıran (veba) hastalığından dolayı, halk o yerleşim yerlerini terk etmiş, Locva’nın „Bağlama“ ovasına yerleşip köy kurmuşlardır. Yıllar geçtikçe Locva büyük bir köy olmuş, nüfusu Osmanlı belgelerine göre XIX. Yüzyıl ortalarında 240 müslüman haneyi bulmuştur. Bu hanelerin hepsi Locva’ya “gelmedir”. Bazı soyların geliş tarihlerini anlatılan hikâyeler ve elde olan belgelere göre tespit edilebilir. Yazımın konusu ise Locva’da yaşayan Miyrem (Meryem) oğulları soyu ve Birinci Dünya Savaşı’nda bu soydan olan Hüseyin Osman Miyremoğlu’nun yaşadıklarıdır.

Miyremoğulları soyu Locva’da büyük ve bilinen bir soy olmakla beraber köyün ileri gelen şahıslarından bazılarını yetiştirmiş bir soydur. Eskiden köy halkı onların oturdukları geniş mahalleye “Miyrem Mahallesi” ismini lâyik görmüş[1]. Mahalleye yaşlılar tarafından halâ öyle denmektedir. Miyremoğulları veya Kaybollar olarakta bilinen bu soy, Locva’ya muhtemelen XIX. Yüzyılın başlarında gelmiştir. Anlatılan hikâyeye göre Miyrem veya Meryem, ağabeyleri ve oğulları ile bu günkü Romanya topraklarından gelmiş. Oradan gelirken getirdikleri yaklaşık 200 senelik Kur’an-i Kerim halâ muhafaza edilmektedir. İlk önce Rusçuk şehrine daha sonra ise Meryem’in ağabeylerinden biri ve büyük ihtimalle Meryemin oğlu olan Osman da Locva köyüne yerleşirler ve bir ev inşa ederler. Osman çok heybetli, yüksek boylu ve yakışıklı bir çocuk olduğu için köy halkı ona hayretle bakıp „Miyremin oğlu“ diye hitap ediyormuş. Böylelikle soyun ismi Miyremoğulları kalmış. Bir diğer lâkapları ise “Kaybollar”. Rivayete göre soydan gelen bir kadın mucizevi bir şekilde ortadan yokolmuş, kaybolmuş. Bu sebepten dolayı onlara „Kaybollar“ denmiş[2].

          Hüseyin Osman Miyrem’in doğum ve ölüm tarihini bilmemekteyiz. Aile fertleri tarafından 1940’lı yılların sonunda vefat ettiği tahmin ediliyor[3]. Doğum tarihi muhtemelen 1880-1890’lı yıllara denk geliyor. Cihan Harbi’nden önce Hüseyin Eşrefler soyundan ismini bilmediğimiz bir kızla evlenir ve iki çocukları olur – Adem ve Osman. Bulgaristan 1915 yılında savaşa dahil olduğunda Hüseyin orduya alınmış ve Dobruca cephesine gönderilmiştir. Cephede neler yaşadığını oğullarına anlatmış, onlar da kendi çocuklarına hikâyeyi aktarmıştır. Bir hayli zorlu yaşam hikayesi benim tarafıma Nedafet Rizova sayesinde ulaştı. Onun anlattığına göre dedesi Hüseyin Miyrem bir gün cephedeyken düşman askerlerini geri püskürtmüşler ve mevzilerini zaptetmişler. Komutanları askerlere mevziyi derinleştirme ve burayı savunmalarının emrini vermiş. Hüseyin ve yanında olan bir Bulgar askeri kazma ve kürek ile çalışırken, Bulgar arkadaşı kazma ile toprağa vurduğunda düşman askerinin bıraktığı patlayıcı maddeye isabet eder ve bu büyük bir patlamayla sonuçlanır. Hüseyin’in anlattığına göre daha sonra arkadaşının parçalarını bile bulamamışlardır. O ise, yüz üstü düşmüş ve şuurunu kaybetmiş. Mucizevi bir şekilde silâh arkadaşları tarafından bulunmuş ve kurtulmuştur; fakat gözlerine toprak ve kan girerek gözün beyaz sıvısı akmış. Anlatılana göre orada bulunan alman askerleri ve zabitleri tarafından onu Almanya’ya tedavi etmeye göndermişler. Hüseyin orada yaklaşık 5 veya 6 ay kalmış ve kaldığı müddetçe ona hep bir gözünün görme ihtimali olduğunu söylemişler, fakat durumu sanılandan daha ciddi olduğu için tedavisi başarısız geçmiş.

Almanya’dan Bulgaristan’a geri gelen Hüseyin Miyrem köyüne geri döner ama hiç kimsenin bundan haberi yoktur. Onu gören köy sakinleri gidip eşine „kocan geldi“ diye haber vermiş. Hanımı büyük bir heyecanla çıkıp evinin tokatlarını açtığında karşısında gözlerini kaybetmiş eşi Hüseyin’i görür. Bu halini gören hanımı âni bir şok yaşayarak korkmuş ve büyük bir çığlık atmış. Bu olaydan sonra muhtemelen kalp krizi geçirerek 43 gün sonra vefat etmiştir. İki oğlu Adem ve Osman ise annesiz kalır. Gazi Hüseyin bu vaziyette sadece yaşlı annesiyle kalmış. Onu bu halde gören kişiler ona: „Hüseyin, senin Medovene’den[4] bir biraderin vardı. O da muharebede öldü ve eşi dul kaldı; gel onu sana isteyelim“ derler. Hüseyin’in ikinci eşi olacak Medoveneli Nefize öksüz büyümüş, ablası ve eniştesi tarafından yetiştirilmiş. Medovene’ye haber salınmış ve ablası Nefize’ye: „Ha, kardeşim, götüreyim seni de görelim Locva’da Hüseyin’in evini yerini“ demiş. O dönemde köy halkı çok fakir olduğu için bazı evlerin pencereleri yokmuş ve onların yerine gazete koyuluyormuş. Hüseyin’in evinde de durum öyleymiş. Locva’ya gelen Nefize ve ablası eve girmemiş ve dışarıdan Hüseyin’le bir arkadaşının konuşmasını dinlemiş. Gazete olan pencereyi delip içerisini gözetlemişler. Hüseyin’in kısmen kör olduğunu Nefize’ye söylemişler fakat o tam görme engelli olduğunu bilmediği için Hüseyin ve arkadaşı daha önceden anlaşarak, arkadaşı masanın bir tarafına sigara kutusu, diğer tarafına da kibrit koyarak ondan: „Hüseyin, versene bana bir sigara yakayım“ demiş. Hüseyin sigaranın yerini bildiği için hemen uzanır ve alır. Bunu gören Nefize ise „Bu kadar görüyor ya.. Enişte evinde durmaktansa…” demiş ve Hüseyin’e varmış. Bu olaydan bir gün sonra sabah Nefize eşinin gözlüklerini çıkardığı anda gözlerinin olmadığını görünce „Ben durmam bu adamda artık“ diyerek köyüne dönmeye karar verse de o anda ocakbaşında otururken diğer odadan Hüseyin’in ilk eşinden olan oğulları Adem ve Osman odaya girip: „Annem gelmiş!“ diyerek Nefize’nin kucağına oturmuşlar. Nefize onlara kıyamamış ve kendi oğulları gibi sahiplenmiş, büyütüp bakmış. Hüseyin ve Nefize’nin birlikteliğinden dört çocuk doğar: Sabriye (d. 1921), Şükrü (d. 1923), Hasan (d. 1927) ve Şevkı (d. 1929).

Hüseyin Miyrem cepheden döndükten sonra emekli maaşı almaya başlamış. Nefize Miyrem’in anlattığına göre, her yıl bir defa Bulgaristan’ın başkenti Sofya’ya savaşta görme yeteneğini kaybeden askerler kongre veya toplantı düzenliyorlarmış ve oradan Hüseyin bir çuval para ile dönüyormuş. Nefize Miyrem bu olayları hatırlarken „Bütün gece para sayıyorduk“ diyor. Ailenin geçimi tarımcılıkla sağlanmış. Miyremoğulları’nın toprakları bol olduğu için çırak tutup işletiyorlarmış. Hüseyin Miyremoğlu muhtemelen 1949’dan sonra vefat etmiştir ve ardından bıraktığı en değerli mirası ise Locva köyünün tarihinde önemli mertebede bulunan oğullarıydı. Şükrü Miyremoğlu ve Hasan Miyremoğlu zamanına göre yüksek tahsil görüp doğdukları Locva’da 1922‘de kurulan Türk Mektebinde muallimlik yapmışlar.


[1] Deliormanın köylerinde ki mahalleler genelde geniş ailelerin veya önemli şahısların ismini taşır.

[2] Nedafet Rizova’ile (d. 1954) yaptığım röportajdan (10 Haziran 2022, Locva kasabası).

[3] Locva kasabasında 2000’li yılların başında meydana gelen büyük yangın sonucu belediye binasında bulunan kütüklerin büyük bir kısmı yanmıştır, daha eski döneme ait kütükler ise Razgrad devlet arşivinde muhafaza edilmektedir (1893-1910). Bu sebepten dolayı bu makalede ismi geçen gazilerden bazılarının doğum ve ölüm tarihini sadece tahmin etmekle yetineceğiz. Eski mezarlıkların bulunduğu durumda bizim aleyhimize değil çünkü taşların çoğunda isim, doğum ve ölüm tarihi yazmıyor.

[4] Eski adı Enceköy, Kubrat (Balbunar) belediyesine bağlıdır.