Lâmia Varnalı (1946-1987)
Yazı: Sabri Tata
Önümde 1984’te kaleme alınan bir öykü, kafamda dipdiri anılar… Anıların burgacında on yılı aşkın bir zaman beraber çalıştığım genç bir yazarın bazı gülümseyen, bazı ciddileşen çehresi… sarışın saçlar ve gözlüklerinin altından, insanın kalbini okurcasına bakan yeşil gözler… İşte böyle yaşıyor hayalimde Lâmia Varnalı’nın siması…
Aslında ben Lâmia’yı çok önceden, Budapeşte Radyosuna gönderdiği haberlerden tanıyorum. Sonra gazeteye gönderdiği şiirlerden ve daha sonraları yazdığı oçerk, röportaj ve öykülerden. Özel bir anlatış tarzı vardı ve ilk öyküleriyle okurların sevgisini kazanmıştı. Yazmayı sevdiği kadar okumayı da seviyordu ve gençlik tecrübesizliğini kitaplardan edindiği bilgilerle bütünleştiriyordu. Bunun içim çok genç olmasına rağmen, en çetrefil konularda bile güvenle konuşabildiğimiz bir meslektaştan ziyade bir sırdaştı.
Eğer kızıl Bulgar yöneticileri 1969’da özel bir kararla Bulgaristan’da Türkçe kitap yayınlanmasını durdurmasaydılar, Lâmia’nın da mutlaka en azından bir öykü kitabı basılırdı. Adı da her halde BU DÜNYA YAŞANASI olurdu.
Neden bu başlığı koyacağını umuyordum!? Çünkü Lâmia hayatı öyle seviyordu ki, kendisinden sık sık işittiğim sözlerdi bunlar. Ve 16 Haziran 1987’de vefat etmeseydi, mutlaka birkaç kitaplık öykü yazmış olacaktı. Çünkü henüz kırkını doldurmuş, en olgun yapıtlarını kaleme alacağı yaştaydı. Bundan başka, hastanede yattığı günlerde bile, ya kocası İsmail’e, ya da kızlarından Jülide veya Gülcan’a evden kalem-defter getirmelerini söyler ve hep bir şeyler karalardı.
Lâmia’nın mutlaka bir “Hastane Günlüğü” olacaktı ve biz bu Günlük’te çeşit konuların onun ilginç kalemiyle işlendiğini görecektik. Yine böyle hastanede Azrail’e randevusu olduğu günlerde, gözleri dönmüş kızıl Bulgarların nasıl gelip de onu taciz ettiklerini ve ölümle pençeleştiğine bakmayarak, onun Türk adını Bulgar adıyla nasıl zorla değiştirdiklerini yazacaktı. Daha ne mi yazacaktı! Türkiye’deki hasretini çektiği kız kardeşini görmek için pasaport çıkarttığı halde, onun bu ziyaretinin “Yeni Işık” Gazetesi’nin Baş redaktörü Kamen Kalinov tarafından nasıl engellendiğini okuyacaktık onun daha sonraki öykülerinde…
Ölümünün 5.yılında anı sayfalarını karıştırırken hayali defteri kapatamıyorum. Ne olurdu Lâmiacık sağ olsaydı! Ne olurdu o da bizler gibi Bulgaristan’da yeni, demokrasi rüzgârının esintilerini doya doya teneffüs etse ve özgürlüğün tadını tatsaydı! Bir insanın, hele bir sanatkârın ömründe kırk yıllık hayat ne ki!..Ama hayat bu, öyle gerçekler var ki, ister istemez onları kabullenmek zorunda insanoğlu. İşte bu gerçekleri görenlerdendi Lâmia. Belki de bunun için o son öyküsünün başlığını AYNADAKİ GERÇEKLER diye koymuş, hayattaki gerçekleri göz önünde bulundurarak… Ve onun da aramızdan ayrılışı bir gerçek… Evet, acı bir gerçek.
Haziran 1992, İstanbul
Kaynak: “Balkan Türklerinin Sesi” dergisi, İstanbul, Yıl:3, Sayı:12-13, Ocak-Şubat 1993, Sayfa:37

