Kız Ateşi

Kadim dönemlerinde bir adet günümüze uzanmıştır. Yaşlıların hatıralarında muhafaza olan bir: Kız ateşi!- vardır.

Bu adet, düğün akşamı, kız kuracak olduğu ailede, gelin geldiğinde, kendi bucağından getirdiği ateşi yakmalıdır. Evinden kor alır, kuzu derisinden yapılan dağarcıkta, kül içinde getirir onu. Bazı yörelerde “çarık ateşi” adı ile de bilinmektedir, bazı da “yeni gün ateşi”dir.

Kadim dönemlerden kalan adet bazı yörelerde hala korunmaktadır.

Yeni gün’de fındık ateşi yakılır. Her ailenin en büyük kızı ateşten alır eve götürür. Bu ateş sönmemelidir. Ateşi almak ve onu korumak, kızın hayata uygunluğunu gösterir. Evinde de yaktığı ateşi söndürmemelidir. Buna “Kız ateşi” denilir.

Bir evin ateşi söner ise, o komşulardan satın alır. Bunun karşılığı da bazı yerlerde demir parçasıdır, bazı da tuz, un veya ödünçtür. Komşudan ateş almak, bazı yörelerde ayıplık gibi kabullenmiştir. Ateşi korumak kızın, kadının ailede en önemli bir görevidir.

Kız ateşi ile ilgili halkın arasında önemli atasözleri, deyimler kalmıştır: Ateşin sönmesin, Bucağın yansın, Ateş almak, Ateş almaya mı geldin, Ateş pahası, Ateş püskürmek, Hanım varsa baca da tüter. Bacayı söndürme. Külün varsa, ateşin de var. Ateş yanmadan duman çıkmaz. Bacan tütmezse, o yerde hayat sönmüştür. Ateşin yoksa ödünç al vb.

Gelin çalgı ile alınır ve köy içinde çala çala damatın evine gelirler. O kapıya yağ çalar, girer. Gelini söyletmek, kandırmak için altın verilir. Halkın hatıralarında bir komedi olay kalmıştır: Damadın biri altınları iç donuna dikmiş ve ha bulsun, de bulsun, derken “Ha, çıkmıyor! Kaybettim altınları!” sözleri çıkmış ağzından ve gelin de gülmüş de gülmüş…

Düğün akşamı ateş yakılır, tiyatro hadiseleri yapılır. Bazı erkekler kadın rubası giyer, cümbüş yaparlar.

Pazar günü “damat tıraşı” yapılır. Orda da para asılır, oyunlar oynanır.

Yazı: Emel Balıkçı Şakir