Kendi Kimliğini ve Dinini Unutma!
Nüvvâb mezunu, eski öğretmen Sayın Tahsin Ahmedov ile mülâkat.
Tahsin Hüseyinov Ahmedov 13 Ekim 1933 tarihinde Şumnu’ya bağlı Kozluca (İzbul) köyünde doğdu. İlköğrenimini köyünde gördü. Ortaokul ve liseyi Şumnu’da tamamladı. 1952 yılında Sofya “Az. Kliment Ohridski” Devlet Üniversitesi Tarih Bölümüne kabul edildi ve 1956’da mezun oldu. Hemen ardından Şumnu “Nâzım Hikmet” Türk Lisesinde tarih öğretmeni olarak atandı. 1959 yılında okulun kapanmasından sonra Üçüncü Liseye atandı. 1965’ten 1989’a kadar Şumnu “Milan Borisov” İnşaat Meslek Lisesinde tarih öğretmeni olarak çalıştı. İstanbul’da “Semiha Şakir” Lisesinde de 10 yıl boyunca tarih öğretmenliği yaptı.
Röportaj: İsmiye İsmailova, “Müslümanlar” dergisi
Kıymetli Tahsin Hocam, sohbetimize sizi yıllar öncesine götürerek, Şumnu’daki Türk rüştiyesi (ortaokulu) öğrenciliğiniz hakkın-da konuşarak başlamak istiyorum.
Nüvvâb okulunda eğitim görmeye başlamadan önce Şumnu’daki rüştiyeden (ortaokuldan) mezun oldum. Şumnu rüştiyesinin müdürü Radionova idi. Bulgarca öğretmeni de vardı. 1926/1927 dönemi “Nüvvâb” mezunlarının en başarılılarından biri olan Karabaşlı (Çernoglavtsi) köyünden İlyas Efendi matematik hocamızdı. Mükemmel bir öğretmen ve eğitimci, baba yerine arkadaştı. Bütün öğretmenlerimin isimlerini hatırlıyorum. O zamanlar en son öğretmenlerimizden biri, diğer sınıflara Türkçe öğreten, Hasova (Dobri Voynikov) köyünden Mehmet Efendi idi
Bulgar dili dışında, Türk okullarında öğretim Türk öğretmenler tarafından Türkçe olarak yapılırdı. Beşinci sınıfa giden öğrenciler iki sınıftaydık. İkinci sınıfta kızlar ve erkekler karışıktı. Kızlar çoğunlukla Şumnu’dan, erkeklerin yarısı ise köylerdendi. O zamanlar köylerde rüştiyeler yoktu. 1948 yılından sonra Türk nüfusa sahip büyük köylerde rüştiyeler açıldı. Erkekler ve kızlar ilk başlarda toplu olarak rüştiyelere, ardından liselere kayıt olmaya başladılar. Köylerdeki Türk öğretmenlerinin çoğu rüştiye veya Nüvvâb’dan mezun olmuştu.
İki ay önce Şumnu Devlet Arşivinde Şumnu rüştiye okulunun 1957/1958 dönemi öğretmen isimlerinin yer aldığı bir liste buldum. Bu isimler benim arkadaşlarım ve meslektaşlarımdı, bu yüzden elimde olmayarak gözyaşlarım aktı. Bu, Şumnu’daki rüştiyenin son yılıydı.
Ağustos ayının başında, hatıraları tazelemek için Çömlekçi mahallesini ve Şumnu rüştiye binasını ziyaret etmeye karar verdim. Taksiden indim ve kalbim hızla çarparak ön kapıya yöneldim. İçeriye girdiğimde beni sadece bir boş alan karşıladı, o büyük okul binasının sadece arka duvarı kalmıştı…
İlk yıl, 1944/1945’de Nüvvâb’da yedinci sınıfta okuyan ve beni sık sık okuluna götüren Kaykı (Stoyan Mihaylovski) köyünden Ömer Galip ile birlikte yaşadım. Daha o zaman rüştiyedeki eğitimimi tamamladık-tan sonra Nüvvâb’da devam etmeye karar vermiştim.
Siz Nüvvâb’da okurken adı “Nâzım Hikmet” Türk Lisesi oluyor ve aslında siz onun mezunusunuz. Bize biraz Nüvvâb’ı anlatır mısınız?
1913 yılında Bulgaristan ile Osmanlı devletleri arasında imzalanan İstanbul Antlaşmasına göre, 1922 yılında Nüvvâb Medresesi açılır. Öğretim programında Kur’ân, Arapça, Farsça, Bulgarca ve Türkçe dillerinin yanı sıra matematik, kimya, fizik, fen bilimleri, coğrafya, genel tarih, Bulgaristan tarihi ve coğrafyası, pedagoji, metodoloji gibi dersler yer almıştır. Nüvvâb Yönetmenliğine göre, okula rüştiye mezunları alınırmış. Lise seviyesindeki Nüvvâb’ın mezunları, öğretmen, imam, hatip ve şeriat mahkemesinde sekreter olma hakkına sahipmişler.
Rüştiyeden mezun olduktan sonra 1947-1948 öğretim yılının başında Nüvvâbda sekizinci sınıfa kaydoldum. Okul müdürü Beytullah Şişman’dı. Öğretmenlerim, Bulgarca dersi hariç, hepsi Türk’tü. Bu kişiler, Bulgaristan’da eğitim veren öğretmenlerin en iyileriydi. Fransızca hocamız Süleyman Sırrı, matematik hocalarımız – Yusuf Aliş ve Halil Aliosman, Türkçe hocamız – Şakir İbrahim, coğrafya hocamız – Hafız Yusuf, tarih hocamız İsmail İbrahim, Türk edebiyatı hocamız – Beytullah Şişman, beden eğitimi dersi hocamız – Sabri Çelik idi.
1948/49 öğretim yılında Nüvvâb Okulu, “Nüvvâb” Türk Lisesi adını aldı. Okulda aralarında ilk defa 4 kızın da bulunduğu 600 öğrenci eğitim görüyordu. Bu sırada din eğitimi öğretim programından çıkarıldı. Öğretmen kadrosunda da değişiklikler yapıldı, çok sayıda Bulgar öğretmen atandı. Öğretim yılının sonunda, 11. sınıf öğrencileri Bulgar okullarında yeterlilik sınavına girmek zorunda kaldılar. O dönemde, lise son sınıf öğrencileri için atanmış Bulgar öğretmenler tarafından kurslar verildi. Mezun olduklarında diplomalarında Şumnu “Nüvvâb” Türk Lisesi yazıyordu.
1950/51 Beytullah Şişman ve Yusuf Aliş hariç bütün öğretmenler ve öğrencilerin büyük kısmı Türkiye’ye göç etti. 1951/52’de kayıtlı 600’den fazla öğrenciden ikisi kız olmak üzere 38 kişiden oluşan sadece bir sınıf kaldık.

Hocam, sizi Sofya Üniversitesinde tarih okumaya, Tarih Bölümünü seçmeye sevk eden nedir?
Çocukluğumda Ahmed dedem, babam ve amcam bana soyumuzu anlatmıştı. Dedem, 1810 yılında dedesinin Rus askerlerinden nasıl gizlendiğini, eşkıya çetelerinin köye saldırılarını, Musa Baba Tekkesini, tekke mütevellisi Musa Babanın oğlu Sülüş’un ölümünü anlatırdı. Okuma kitaplarımızda Ömer Seyfettin’in çok ilginç hikâyeleri vardı. Nüvvâb’da dokuzuncu sınıftayken, tarih hocamız Kara İsmail lakabı ile tanınan İsmail İbrahim (Akdere) idi. Tarihi olayları anlatmakta ustaydı. Ben daha o zaman bu derse aşık olmuştum.
1952 yılında 11. sınıftaydım. Bulgaristan hükümeti, yeni açılan Türk pedagoji okulları, liseleri ve ortaokullarına öğretmen hazırlamaya karar verdi. Sofya Devlet Üniversitesinde Türk gençleri için tarih, fizik-matematik, Türk dili ve edebiyatı bölümleri açıldı. Türk gençleri sınavsız kabul edildi. Bu bölümlere kabul edilen öğrencilere burs ve yurt sağlandı. Bütün erkek öğrencilere askerî eğitim verilmeye başlandı ve 22. bölüm oluşturuldu. İkinci ve dördüncü sınıf üniversite öğrencileri yaz aylarında uygulamalı askerî eğitim aldı. Üniversite öğrencileri anadalın yanı sıra askerî eğitimde de devlet sınavına girdiler. Mezun olunca yedek subay olarak askerî rütbe aldılar. Askerlik hizmeti olarak kabul edildi.
1951/52 eğitim yılında Şumnu “Nazım Hikmet” Türk Lisesinden 38 kişi mezun olduk. Mezun olanlardan 14’ü üniversitelere kabul edildi.
“Nazım Hikmet” Türk Lisesinde ve Türkiye’deki okulda eğitim verdiğiniz dönemlerle ilgili anılarınızı paylaşır mısınız?
1956 yılında mezun oldum ve Şumnu “Nazım Hikmet” Türk Lisesine tarih öğretmeni olarak atandım. 1957/1958 öğretim yılında öğretmenlerden üçü Bakü Üniversitesinden, diğer 10’u Sofya Üniversitesinden mezundu. Okul müdürü, Nüvvâb mezunu Halil Etemov’tu. Toplam öğretmen sayısı, 15’i Türk ve 12’si Bulgar olmak üzere 27’ydi. Matematik, fizik, coğrafya ve tarih, Türk öğretmenleri tarafından Türkçe öğretiliyordu. Matematik, fizik, coğrafya ve tarih ders kitapları Eğitim Bakan-lığı tarafından özellikle Türk liseleri için Türkçeye çevrilerek yayınlanmıştı. Kırcaali, Şumnu, Yenipazar (Novi Pazar), Osmanpazarı (Omurtag) gibi kasabalarda Türk liseleri ve Türk pedagoji okulları vardı. Aynı zamanda ülke ge genelinde Türkçe eğitim verilen yeni Türk ortaokulları da açıldı ve böylece Türkçe ders kitapları basıldı.
1956/57 öğretim yılında 10. ve 11. sınıflara ders verdim. 11. sınıfta öğrencilerimden biri yaş olarak benden büyüktü. Diğerleriyle hemen hemen aynı yaştaydım. Bu öğrenciler bilgiyi arıyordu, harikaydılar. Aralarından büyük bir kısmı Öğretmen Enstitüsünden mezun olup öğretmen oldular, doktor, ziraat mühendisi oldular. 1957/58 öğretim yılında 8. sınıf G şubesinin sınıf öğretmeniydim. Sekizinci sınıfın 7 şubesi vardı. Ayrıca, Şumnu bölgesinde Yenipazar ve Osmanpazarı kasabalarında Türk liseleri vardı. Türkler eğitim alma yolunu seçmişlerdi.
Türkiye’de normal bir lisede tarih öğretmeniydim. Bulgaristan’dan gelen bütün göçmen öğretmenler yaklaşık 6 ay boyunca akşamları eğitim kurslarına katıldık, gün boyunca ise görevlendirildiğimiz okullarda öğretmenlik yaptık. Bulgaristan’da olduğu gibi Türkiye’de de seçkin ve sıradan okulların yanı sıra özel kolejler de vardı. Bulgaristan ve Türkiye’de öğretim programları sıklıkla değişiyordu. Yeni atanan her Eğitim Bakanı reform yapmak istiyordu.
Sayın Tahsin Hocam, komünist rejime denk geldiniz ve asimilasyon süreçlerinin doğrudan tanığı oldunuz. Hepimiz için bu zor ve ağır dönemden neler hatırlıyorsunuz?
Asimilasyon süreci, Türk okullarının kapanmasıyla başladı. Bütün Türk nüfusunun isimlerinin zorla değiştirilmesi ve Türkçe konuşma yasağı ile devam etti. Gelenekleri, düğünleri ve cenaze yasakladılar.
Şumnu otogarında otobüs bekliyordum ve subay olup o anda sivil kıyafetlerle dolaşan arkadaşım Ahmed’i gördüm. Kolunda kırmızı bant olan biri yanımıza yaklaştı ve Türkçe konuştuğumuz için bize birer leva para cezası kesti. Olay çıkarmak için gönderildiğini anladım, neden diye sormadan çıkarıp iki leva verdim. Aksi takdirde, bizi olay çıkardığımız için tutuklayacaklardı.
İsimlerimizi değiştirdikten sonra bazı arkadaşlar şaka yoluyla “Ne senin ismin ba?” diye sorarlardı ve san-ki kanayan yaraya tuz basıyorlardı.
1965’ten 1989 yılına kadar İnşaat Meslek Lisesinde öğretmenlik yaptım. Okulun sınıflarında tenekecilik, buhar tesisatı, duvarcı, sıvacı, tesisatçı, mobilyacı derslerine giren öğrencilerin çoğu Türk’tü. Bir gün dersin ortasında müdür ve yardımcısı sınıfa geldi. Türkçe isim var mı diye ders kitaplarına ve defterlere baktılar. Şumnu’da 1989 yılında Türklerin protesto gösterisine tanık oldum. Ateş edildi, üç gösterici yaralandı. Polis coplarıyla dövülen çok kişi oldu.
1985’te büyük baskı, tehdit ve zorbalık altında tek bir imzayla adımı değiştirdiler. Adımı geri almak için avukat tuttum, ücretini ödedim ve mahkeme yoluyla ismimi geri aldım. Mahkemede eski doğum belgelerini, medeni nikâh belgesini, lise diplomamı sundum. İsteğime aykırı olarak mahkeme ismimi -ov eki ile geri verdi, eşimin ismini ise -ov eki olmadan verdi.
Türkiye’de öğretmenlik yaptığım dönemde Bulgaristan’daki Türklerin ve Bulgarların, Türk halkının tarihi konusunda bilgilerinin ne kadar az olduğunu fark ettim ve en derin antik çağlardan 20. yüzyılın sonuna kadar Türk halkının tarihi hakkında kitap yazmaya karar verdim. Kitabımın adı “Asırlar Boyu Türkler”. Bulgarcaya çevirisini de yaptım.

Tecrübenize dayanarak soracak olursak, Bulgaristan’daki Türklerin ve Müslümanların hayatları daha iyiye gidiyor mu?
Komünistler, din karşıtı politikalarıyla tam bir ateist nesil yetiştirdi. Başmüftülük, Nüvvâb İmam Hatip Lisesi ve şubelerinin açılışı ile din görevlileri meselesini bir ölçüde çözdü. Ancak nüfus meselesi zor bir konu ve birçok bilinmeyen var. Demokratik Bulgaristan’da, anadilde öğretimin sınırlandırılması ile Bulgaristan’daki Türk nüfusun asimilasyonu en etkili şekilde devam etmektedir.
Hayattan ne anladınız ve genç kuşağa ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Ben geçen asırdan kalmış bir adamım. 11 yaşıma kadar kapitalizm ve özel mülkiyet çağında yaşadım. Komünizm döneminde de yaşadım. Yaklaşık 10 yıl boyunca Bulgaristan’daki Türkler bütün haklarından yararlanıyorlardı, ardından asimilasyon ve insan haklarından mahrumiyet dönemi geldi, adımı değiştirdiler, anadilimi konuşmamı yasakladılar. Ülkemi terk ettim. Türkiye’de bize “Bulgar” deniyordu. Öğretmenlik yaptığım okula müdürün bir arkadaşı geldi. Beni görmek istemiş. Oturup çay içtik, ona Türk olduğumu ve Türk lisesinden mezun olduğumu anlattım. En sonunda adam bana Türkçeyi ne zaman bu kadar güzel öğrendiğimi sordu…
Genç nesle tavsiyem: Kendi kimliğini ve dinini unutma! Sen Türk ve Müslüman olduğunu unutsan dahi başkaları asla unutmaz…
Kaynak: “Müslümanlar” dergisi

