İbrahim Kamberoğlu ve Sanatı

Yazı: Rüstem Aziz

Geçen 2020 yılının son günlerinde Bulgaristan edebiyat çevrelerinde, sanat gazeteleri ve dergilerinde büyük yankı uyandıran bir kitap piyasaya sürüldü ve kamuoyunda oldukça olumlu karşılandı. Bu arada, ülkemizdeki Türk asıllı vatandaşlara hizmet veren çoğu kültür derneği ve halk kültürevinde ilgi uyandırdı. Bulgarca Преди да си тръгна (Predi da si trıgna – Ben Terketmeden Önce) başlığı altında çıkan şiir kitabının müellifi İbrahim Kamberoğlu. Kitap Prof. Zeynep Zafer tarafından seçilip Bulgarcaya çevrilen şiirlerden oluşuyor. Yegâne edebiyat dergimiz Nöbettepe önemli olay denebilecek bu habere yabancı kalamaz görüşünden hareketle, iş bu yazıyı kaleme almayı görev bildim.

İbrahim Kamberoğlu ismini ilk kez Sofya’da Türkçe çıkan Halk Gençliği gazetesinin çocuk sayfası Filiz’de okumuştum. Yıl 1965, kendisi ise sadece 13 yaşındaydı. Sonra ilk şiir kitabında okuduğum eserleriyle tanıdım şairi. Yıl 2002, kendisi ise artık 50 yaşında ve 1981’den beri Türkiye vatandaşı saygın bir şairdi. İlk tanışmamız İstanbul’da, Uluslararası Kitap Fuarı’nda oldu. Yıl 2017, kendisi ise 65 yaşında ün salmış bir sanatçıydı. Bizi Halil İbrahim Özcan tanıştırmıştı. 1950’de Halide Edip Adıvar’ın öncülüğünde Türk PEN Kulübü adıyla kurulan, 12 Eylül 1980 askerî darbesi üzerine kapatılan, 1989’da Yaşar Kemal’in öncülüğünde hayata döndürülen PEN Yazarlar Derneği İkinci Başkanı değerli dost Halil İbrahim Özcan’a hâlâ şükran borçluyum. Kamberoğlu ile daha sonraki görüşmelerimize, ikinci şiir kitabının yayınlanması vesile oldu. Yıl 2018, kendisi ise bir yaş daha bilgeleşmişti. İrbahim Kamberoğlu’nu sanatçı olmanın yanı sıra, insan olarak da daha iyi, daha doğal tanıyabilmeme önemli katkıda bulunan değerli yazar ve çevirmen, Bulgaristan göçmeni Nihat Altınok ile ünlü yazar Murat Tuncel’e de ayrıca teşekkür etmeliyim.

Çünkü İbrahim Kamberoğlu’nu tanımakla ben, hem edebiyat konusunda, hem insan ilişkilerinde, hem de dünyamızı ve hayatı algılama bakımından tevazu, sadelik, sabır ve onur gibi değerleri, yaşanan olumsuzluklara, daha doğrusu feleğin darbelerine rağmen yüreğinde taşıyabilen bir İbrahim Kamberoğlu dost edinmiş oldum. Kesinlikle üstat saydığım, ancak kendisine böyle hitap etmemden sıkılan, böyle demememi rica eden biridir çünkü İbrahim Kamberoğlu. Konuşma ve yazışmalarımızda kısa ve özlü, her sözüne dikkat eden, bir tek sözü yersiz kullanmayan bir insandır İbrahim Kamberoğlu. Tıpkı eserlerinde olduğu gibi.

Edebiyat eleştirmeni değilim. Şairlik, yazarlık, editörlük başka, eleştirmenlik başka. Şöyle ki, İbrahim Kamberoğlu ve eserleri hakkında edebiyat eleştirmenleri başta olmak üzere, bu alanda üstün başarı sergilemiş saygın sanat ve bilim adamlarının sözleriyle anlatmayı daha uygun buldum.

İbrahim Kamberoğlu’nun yaşam öyküsü son derece ilginç ve ayrıca ibret ve kendisi için onur verici: 1952 yılında Yeni Cuma (Tırgovişte) ilinin Osmanpazarı (Omurtag) ilçesine bağlı Karaatlar (Vrani kon) köyünde dünyaya geliyor. Yerli Türkler yanlış olarak Karaahatlar diyor köylerine ve Türkiye’nin Denizli ilinin Karaatlar köyünden geldiklerini söylüyor. Oysa oralarda bu adı taşıyan bir köy yoktur. Osmanlı döneminde ise köyün adı Kara Еvhadlar imiş. İbrahim Kamberoğlu lise öğrenimini Eski İstanbulluk (Preslav) lisesinde bitiriyor.

1970’li yılların ikinci yarısında Bulgaristan’daki totaliter rejim Türkçe edebiyat, basım ve yayın alanında birçok sınırlayıcı önleme girişiyor. Edebiyatı yakından izleyip bizzat katılan biri olarak İbrahim Kamberoğlu rejimin baskılarından usanıp gurbet yolunu seçiyor. 1975 yılında eski Sovyetler Birliği’ne gidiyor ve 1980’ne kadar orada çalışıyor. Döndükten sonra, 1981’de eşiyle birlikte Türkiye’yi ziyaret etme fırsatı buluyor ve siyasi mülteci olarak oraya yerleşiyor. Ancak, 1973 ve 1975 doğumlu iki kızı Bulgaristan’da kalıyor.

Aile fertlerinin tekrar buluşma mücadelesi devam ederken, 1984 kışında Türk asıllıların ve müslümanların isimleri zorla değiştirilmeye başlandığında Bulgaristan hükümeti ana babanın velilik haklarını kaldırıyor ve kızların öksüzler evine yerleştirilme tehlikesi ortaya çıkıyor. Bunu önlemek için eşinin ebeveynleri çocukları resmen evlâtlık ediniyor, ardından isimleri Bulgar isimleriyle değiştiriliyor. Ebeveynlerle çocuklar arasında bütün kapılar kapanıyor. Bu vahim ve ıstıraplı durum T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın diplomasi alanındaki çalışmaları 1987’de nihayet sonuç verinceye kadar sürüyor. Kızların ikisine de Bulgaristan’dan çıkış izni veriliyor. Büyük kızları eşiyle birlikte Fransa’ya gidiyor, daha sonra küçük kızları da oraya yetleşiyor. 2001 yılında İbrahim Kamberoğlu’da kızlarının yanına, Fransa’ya gidiyor ve 10 yıl Paris’te ve Lyon’da yaşıyor. 2010’da Fransa’nın ünlü Pandora Şairler Kulübü’ne üye alınıyor. Fransa ve Fransalı dostlarıyla bağlarını hiç koparmıyor. 13 Aralık 2020 tarihli şu paylaşımı, onun duyarlı yüreğini yansıtıyor: “Bu gün aldığım bir habere göre, Fransa’da yaşadığım zaman aralığında bir çok etkinlikte beraber olduğum çağdaş Fransız şairlerinden Georges Hassomeris’in hasta olduğunu öğrendim. Acil şifalar dostum. Je te souhate one bonne sante mon frere.” İbrahim Kamberoğlu halihazırda İstanbul’da ve Marmara Denizi sahiline yakın Tekirdağ – Yeni Çiftlik’te yaşıyor.

Bahis konusu kitaptaki şiirleri Bulgarcaya çevirip özenli bir şekilde yayınlanmasında önemli payı olan Prof. Zeynep Zafer’in yaşam öyküsüne de değinmemek haksızlık olur. Profesör Zeynep Zafer Bulgaristan’ın Yukarı Cuma (Blagoevgrad) iline bağlı Korniçe (Kornitsa) köyünde dünyaya gelmiş ve Soya Dönüş saçmalığı yakıştırılan Bulgarlaştırma sürecinde yargılanıp iki yıl hapis cezası, iki yıl sürgün ve yüklü bir para cezasına çarptırılmıştır. Saygın sosyal adalet mücahidi İliya Minev’in yönettiği Bağımsız İnsan Haklarını Savunma Derneği’nin aktif üyelerinden Zeynep Zafer, 1989’da yurdundan kovulmuş, ama zekâ ve yoğun çalışmaları sayesinde Ankara Üniversitesi’nde profesör olmuş, Bulgar Dili ve Edebiyatı Kürsüsü’nün başkanlığına yükselmiş saygın bir bilim insanıdır.

Bulgaristan’ın kalburüstü edebiyat eleştirmeni, yazar ve yayıncı Georgi Tsankov, İbrahim Kamberoğlu’nun gerçekten büyük bir Türk şairi olduğunu belirtiyor ve şöyle devam ediyor:

“O, her kelimeye büyük bir ciddiyet ve mesuliyetle yaklaşan bir sanat adamı. Sözün değerini çok iyi bildiği için, şimdiye kadar Türkiye okurunun huzuruna ancak 2002 yılında Ömrümün Öte Yakası ve 2018 yılında Ömrümün Önsözü başlıklı iki şiir kitabıyla çıkıyor. Profesör Zeynep Zafer bu iki kitaptaki şiirlerden kusursuz bir seçim yaparak eserleri Bulgarcaya çevirince, İbrahim Kamberoğlu’nun geçen yıl sonunda Sofya’da çıkan kitabı oluşuyor. Corona-19 virüsünün yol açtığı pandemi şartlarında geçen zorlu 2020 yılının sonunda Sofya’daki ünlü Kralitsa Mab (Kraliçe Mab) yayınevinin sahibi Prof. Nikolay Aretov, şiirlerden etkilenip kitabın editörlüğünü üzerine alıyor, kitabı kendi yayınevinde bastırıp piyasaya sürüyor.”

Bulgaristan’ın iyi bilinen edebiyat tarihçilerinden Yeni ve En Yeni Bulgar Edebiyatı Profesörü Antoaneta Alipieva, Literaturen Vestnik’in (Edebiyat Gezetesi) 43. sayısında Bulgarca çıkan bahis konusu kitabı dolayısıyla İbrahim Kamberoğlu’nun şiiri hakkında yayınladığı yazıda şöyle diyor:

“İbrahim Kamberoğlu şu veya bu olayın somut durumunu ana konu olarak görmeyen bir şair. O, anı sınırsızlığa, hayatı hayale, insanı düşünüre, kısacık rastlantıyı ibret ve bilgeliğe dönüştüren tam bir Doğu şairidir. Eserlerinde yalnız biçimi değil, ayni zamanda çoğu şiiirinde saklı kurguyu da ilgilendiren kilit söz “kısalık”tır. Çoğu durumlarda simalar, eşyadan sevinç duygusunun aydınlık şehvetini su yüzüne çıkaran mecaz ve abartı içindedir. Kamberoğlu açık renklerle çalışan, hayali hayatın alternatifine dönüştüren bir sanatçıdır… Hiç kuşku yok ki, İbrahim Kamberoğlu Bulgaristan ile bağdaşık biri ve eserleri çağrışımsal olarak bu ülkeye Vatan diyor, şiirdeki kişi kendisini onun evlâdı kabul ediyor… Bulgar ya da Hristiyan olmasa da, Kamberoğlu’nun şiiri bizim bir parçamız, çünkü bildiğimiz süjeleri, zamanla içimize işleyen aynı kültür değerlerini paylaşıyoruz…”

Kitabın önsözünü de yazmış olan Prof. Zeynep Zafer ise, İbrahim Kamberoğlu hakkında şunları yazıyor: “Kendisi son derece özeleştirel yaklaşımlı bir şahsiyet, eserlerini çok ender yayınlıyor ve bunu en başta süreli yayınlarda yapıyor… İbrahim Kamberoğlu’nun Bulgaristan’la ilgili Bulgarca eserleri ilk kez 2015 yılında Adım Çalındığında (Kogato mi otneha imeto – Когато ми отнеха името) başlıklı antolojide yayınlandı. Merhum Doç. Vihren Çernokojev, Kamberoğlu’nun eserlerinden çok etkilenmiş ve şairin vatanı Bulgaristan’da okurlara sunulmasında ısrar etmişti… Kamberoğlu şiirlerinde, önlerine aşılmaz engeller çıkarılmış ve gerçek ile hayali yolculukları hayat ırmağının iki yakasında geçen insanların yaşamlarının ne kadar karmaşık olduğunu yakalamayı başarıyor. Bu eserlerin biyografik özgünlüğü seziliyor, şairin hisleri ve yaşantıları okurda bizzat kendisiyle diyaloğa geçmeye teşvik ediyor.”

Saygın Türk yazarlarından Aziz Aydın Doğan, Ömrümün Önsözü başlıklı şiir kitabını tanıtımında “şiir, yaşanan hayatın tanıklığını yapar adeta, hazindir ve sesi sesle buluşturur. Şiir insanlığın duygulu yoldaşıdır” diyor ve şöyle devam ediyor: “İbrahim Kamberoğlu’nun şiire bakışı, çağdaşlarının içinde hemen fark edilir. Buna özgünlük diyebiliriz. Evet ama, yakın tarihimizde yaşanan zulmün bu insanlar üzerinde bıraktığı çöküntüyü kimse anlatmadı. İbrahim’in doğduğu toprakları terk edişinin kırıklığını kendinden başka kimse anlayamaz. İnsan acısı yamandır. Şiirinin sesi narindir. Neyse ki, her şeye rağmen hayatı kucaklamak sevdası eksilmemiştir. İşte onun şiiri bu olsa gerek…”

Değerli şairimiz Yahya Akbulut Ben Terketmeden Önce kitabı çıkar çıkmaz, 21 Aralık 2020 tarihinde şunları paylaşıyor: Dönüş olarak nitelendirilen, Bulgarca dilinde mükemmel çevirisi gerçekleştirilen kitabın, değerli büyüğüm İbrahim Kamberoğlu şiirlerinin, doğal bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Çok sular aktı, birçok dereler yataklarını değiştirdi. O, sessizce yıllarca akıyordu sadece, “her akar su yolunu bulur” misali. Hep aktı, zamana bıraktı, birikti, biriktirdi. Engelleri şiirleştirdi: kısa ve öz. Yüreğine sığdırdığı ve yıllarca taşıdığı acımasız ağırlıktaki yükünü ruhunun derinliklerinde yoğurarak sözcüklere taşıdı, mısralara serpiştirdi. Minyatür şiirin, her iki dilde; duygusal yapısını, derinliğini ve düşünsel aktarımını, yine sessizce okurlarına sundu. Oysa, ses getiren kendisi de değil, sanal ortamda yayınevi ve dostlarıdır… Kutluyorum değerli dost ve saygılarımla!

Saygın şair ve çevirmenlerimizden Ahmet Emin Atasoy, İbrahim Kamberoğlu’nun Ömrümün Öte Yakası başlıklı şiir kitabıyla ilgili görüşünü şöyle dile getiriyor: “Bazı insanlar vardır ki, duruş, bakış, konuşma tarzı ve sergiledikleri tutum ve davranışlarla çevresindekilerin dikkatini çeker, onları kolayca etkilerler. İbrahim Kamberoğlu bu tip insanlardandır. İlginç görünmek gibi bir kaygısı olmamakla birlikte, özgünlüğünü her zaman karakterinin bir yanı olarak yansıtmıştır dışarıya: hırslıdır, meraklıdır, açık sözlüdür. Bu özelliklerini anî çıkışlarla sergiler çoğu kez. Nitekim, Ömrümün Öte Yakası adlı kitabında da Kamberoğlu, yaratıcı özgünlüğünü kanıtlamak gayreti içindedir. Bu şiirlerde zaman zaman öyküleyici anlatıma kayan romantik bir poetikanın renk ve ahenk yelpazesini bulacaksınız. Bu yelpazenin duygu yüklü dokularında dünyamızın ve insanlığın sorunlarını şairin kişisel sorunları olarak yansıtan, itiraf dolu bir içtenliğin ürpertilerini hissedecek ve onun büyüsüne bırakacaksınız kendinizi. İbrahim Kamberoğlu soyut ve kafa karıştırıcı yapay şiirin karşısında olmuştur her zaman. Onun gücü, yalın fakat şaşırtıcı, sade fakat düşündürücü, dolaysız fakat derin bir söylemde gizlenmektedir ki, ölçüyle kullanılmış olan imgeler, bu söyleme apayrı bir güzellik katmaktadır. Gerçek şiirin tadını hissettiren bir kitaptır Ömrümün Öte Yakası.”

Kaynak: Nobettepe.com