Firdevs Büyükateş Şiirleri

ÇOCUK

Patlamaya hazır volkan gibi
Küçük bir çocuk geçti yanımdan
Eli annesinin elindeydi
Dilinde parçalanan lavlar.

Kim doldurdu nefretleri
Bu çocuğun kalbine
Kim çekiyor bu yıkılmaz setleri
Billur akan nehirlere.

Bilmem bencilliğin tamamı mı
Nefretin kucağında bulmak kendini
Yoksa vahşiliğin armağanı mı
Bunca sevgisizliğin bedeli?

Sevgi ömrümüzün baş tacıdır
Nefretler bencillikler kiri
Nefretle yıkanan dünyaların
Çiçekleri bile zehirli

RUHUMUN AYNALARINDA

Ruhumun bozaran aynalarında
Mahşere kokuyor yeşili alı
Hayallerle yüklü yaylalarında
Çatlıyor gönlümün kızaran narı

Yanığa kokuyor umudun sesi
Sararmış ruhumun yapraklarında
Elimin ucunda gurbet ötesi
Şiirler ağartır şakaklarımda

Huzur veresiye acılar peşin
Sönmüyor yüreğim denize dalsa
Değişmez adresi hasretin kesin
Üstüme vuslatın yağmuru yağsa

ÇOCUK RÜYASI

Sokak tavanında çocuk sesleri
Uçurmalar gökte renkli kelebek
Bu gece onlarla tozup esmeli
Anılar yollara halı serecek.

Gamze bardağında üzüm şırası
Ekmek arasında katıksız aşklar
Elimizde yeşil ceviz kınası
Bizi anlatacak bütün şarkılar.

Her ağaç altında binlerce anı
Hayallerle süslü gençlik dünyası
Maziye susamış dostluk çınarı
Yetişkin yürekte çocuk rüyası.

HERKES KENDİNE ÂŞIK

Yüreğim isyan ettikçe
Zehirleniyor sevgimin kanı
İnsanlar azalıyor gittikçe
İnsancıklar sömürüyor zamanı

En kötü reklamdan bile
Çekinmiyor adını duyurmaya
Gündemde kalayım diye
Bıkmıyor yalanlar uydurmaya

Bırakmıyor elinden mendili
Yeter ki inmesin tahttan
Hep bana alışmış dili
Biz sözünü çıkartmış lügat tan

Herkes açmış avuçlarını
Medet umuyor bencil dünyadan
Başkasının gözyaşlarını
Sanıyor tozdan dumandan

BENDE KALMIŞ YÜREĞİN

Bir gün yüreğinde bir gül açarsa
Toprağında hasret kokusu varsa
Gittiğin yerlerde gönlün naçarsa
Bil ki bende kalmış senin yüreğin

Hayaller başında dolanıyorsa
Rüyalar kapına dayanıyorsa
Gönlün enginlerde daralıyorsa
Bil ki bende kalmış senin yüreğin

Umudu hasrete sarıp gitsen de
Unuturum diye yemin etsen de
Her gün bir sevdaya kılıf biçsen de
Bil ki ben de kalmış senin yüreğin.

RÜZGAR

Puslu bir gecenin ıslak teninde
Penceremi çalan şımarık rüzgar
Dolaşıp dururken saçım telinde
Umutlar bağşettin yaza yadigar.

Hangi mevsimlerin gülüşlerinden
Gönlüme dokunan bu zefafetin
Gecelerden kalma yıldız selinden,
Gizlice gönlüme seherler ektin.

Suyrılsam gecenin karanlığından
Yol gösterse bana kalp atışlarım
Essem yarınlara senin ardından,
Peşime düşer mi geç kalışlarım?

EL DİYEMEDİM

Gözyaşımla silip yaralarımı
Rengine boyayıp anılarımı
Eline bırakıp yarınlarımı
Mutluluğun resmi sen diyemedim

Bütün vedaları dizdim dilime
Hiç birini sana söyleyemedim
Yüreğimde kaldı iki kelime
Giderken benimle gel diyemedim

Ayrılık çaldıkça her türlü telden
Mutluluk demini demleyemedim
Hüzünler konuştu bin türlü dilden
Ayrılsak ta sana el diyemedim

BİR SOKAK ÇOCUĞUNA

Gözlerimden umut vereyim sana
Hayatı hafife almasan çocuk
Bu günün amansız dalgalarında,
Açmadan solmasın gülde tomurcuk.

Güvenimden güven vereyim sana
Çabuk büyümeni sağlasın çocuk
Gittikçe kararan bu aynalarda,
Korkutmasın seni meçhul yolculuk.

Uzatsan elimi alsam elime
Öyle uzaklara kaçmasan çocuk,
Bu günden yarının bilmezlerine,
Böyle gözü bağlı akmasan çocuk.

YAR ETTİ GÖNLÜME GURBET ELİNİ

Yüzünde gecenin gökkuşakları
Dans ediyor ayın kirpiklerinde
Rüzgâra dağılmış altın saçları
Düşerken akşamın ince beline

Dolunay su içer hüzünlerinden
Gecenin efsunu gizli koynunda
Bal damlıyor her bir ayrı sözünden
Cennetin âlâsı saklı soyunda

Buluttan defteri kirpiği kalem
Göklere yazıyor nağmelerini
Dudağında ömür, gülüşü âlem
Yar etti gönlüme gurbet elini

AYRILIK

Ayrılıklar bana koymaz diyordum
Ben bu kalbe nice sevdalar gömdüm
Rüzgâr olup dört bir yana savruldum
Sen oldun gönlümde kalan kör düğüm

Ihlamur kokulu geceler üzgün
Kaymaklı kahvemin tadı ayrılık
Geçmişe kilitli yarınlar özgün
Yüreğim sızlıyor gözlerim kırık

El sallar zamanın çok ötesinde
Tarifsiz acının sisli doruğu
Yer almış gönlümün başköşesinde
Ömrümce kalacak onur konuğu

YENİ YIL DİLEKLERİ

Bana bir şiir söyle
İçinde kelimeler ağlamasın
Yeni bir yıl geliyor bu gece,
Acılar ,ayrılıklar eskide kalsın.

Bir şarkı söyle bana
Umutlar yarınlardan ses versin
Güneş doğsun geceyarılarına,
Çelik kanatlar ateşi kessin.

Şiirler yazaılsın bulutlara
Dünyaya sevgiler yağsın
Zulumleri dizelim kurşunlara,
Haksızlıklar iplerde sallansın.

Sevgiyle uzansın ellerimiz
Çevreye, insana ,hayvanlara
Uçuşsun barış güvercinlerimiz,
Ücra köşelrdeki diyarlara.

Nefreteleri saralım sevgilere
Sevgiden bir dünya oluşsun
Beyaz ,siyah ,sarı el eleee,
Her biri ayni dilden konuşsun.

HOŞ GELDİN GÜLÜM

Aşkımın aşkı Burcu Sarıgül’e, sevgilerimle..

Gülüşü dünyayı aydınlatan kız
Ayın on beşinden mi doğdun söyle?
Canıma canının parçası sızmış,
Cümle, cümle astın beni kendine.

Hangi rüzgâr attı seni buraya?
Saçlarında sarı güller kokusu
Gülüşün benziyor güneşe, ay’a,
Aktın yüreğime mevsim dolusu.

Aşka yemin etmiş nazlı bir peri
Denizler dolusu coşkulu ırmak
Sanki bizim imiş ezelden beri,
Oluverdi canda et ile tırnak.

HAYAT HİKÂYEMİZ

Kime bu sitemi yalan dünyanın
Çekilmiş kılıcı çatık kaşları
Kesmiş yollarını her bir hülyanın
Sunduğu sadece sitem taşları

Gülüşleri bile ölümden serin
Okşuyor yüzümü ecel misali
Verdiği acılar derinden derin
Kahreder insanı en güzel hali

Ömür törpüsünün her anı gazap
Feleğin çarkından sepeler bizi
Bir damla sevince tonlarca azap
Anlatıyor hayat hikâyemizi

MEMLEKET GÖZLÜM

R.R.’YA SEVGİ VE SAYGILARIMLA…

Sana benzer biri geçti yanımdan
Dudağında senin gülüşün vardı
Çıkıp geldin sanki rüyalarımdan,
Ruhumu cennetin kokusu sardı.

Yüzünde hasretin katmeri hakim
İçimde ağlayan gizli ney gibi
Enginlerde koşan bakışı sakin,
Sarıyor gecenin asil rengini.

Lâl olan dillerin kelâmı farklı
Dökülse dudaktan binlerce lisan
Serdi göz önüne bu büyük farkı,
Gözleri memleket ,yüzü gülistan.

BALKANLARDAN ESİNTİLER

Gözlerimde Balkanların tarihi
Saçlarımda Istıranca’nın rüzgârı
Tuna boylarında dolaşan Aliş’i
Anlatır gönlümün şarkıları

Bereket kokan Dobruca’nın
Saçlarımda altın başakları
Bakışlarımda Silistire’nin
Engin, billur pınarları

Bir Rumeli türküsünde
Osman Paşa’yı haykırıyor
“Yüz bin asker gelmeyince
Plevne’den çıkmam!” diyor

İki gözü iki çeşme
1989 dikiliyor karşıma
20’ci yüzyılın vahşetine
Ses çıkarmıyor Avrupa

Analar evlatlarının hasretiyle ezilmiş
Kardeş kardeşi bulamıyor
Mal mülk ev bark terk edilmiş
Can pazarına kurban veriliyor

Kaynar kazan olmuştu
O yıl Bulgaristan’ın içi
Avrupa, NATO susmuştu
Nerede kaldı medeniyetin adresi

Parça, parça kopan bizleri
Topladı güneyden açılan kapı
Vatan verdi can bahşetti
Türkiye’m Avrupa’dan da Avrupalı.

ÖMRÜN VEFASI

Elveda yaramın kanayan yanı
Göklerle ağlayıp durma ardımdan
Nasıl ateşliyor bir bilsen kanı,
Peşimde koşarken küskün anılar.

Gitmeliyim artık çok geç olmadan
Sarılmaya bile vakit olmadı
Yollar aşılmazmış gözler dolmadan,
Gözümden akacak damla kalmadı.

Gümbür ,gümbür gelen hasretin sesi
Darbe gibi indi gönlüme yası
Birkaç adım sonra sınır ötesi,
Bir daha görüşmek ömür vefası.

21. YÜZYILDA

Yanlış yola sapmadan
Aferinler alınmıyor
Birilerini aldatmadan,
Zirvelere varılmıyor.

Bu ne biçim bir dünya
Hiç temiz kalınmıyor
En hayırlı dualarda ,
Masumiyet barınmıyor.

Ezelden böylemiydi
Yeni mi kafayı bozdu?
Yoksa aklını mı yitirdi,
21’inci yüz yılda insan oğlu ?

BARIŞIMIZ KALDI KURTLAR SOFRASINDA

Bir taraf buz kesiyor dünyayı
Bir yanı yangınlar ortasında
Boğacak doğayı mazlumun kanı,
Barışımız kaldı kurtlar sofrasında.

Çivisi çıkmış bu dünyanın
Kıran kırana bir yaşam
Yağmur yerine toprakların,
Emdiğidir boşa dökülen kanlar.

Sabahlar olsa da doğan hep gece
Kim bilir kaç yarasa büyütecek
Birileri bir yerde öksürüyor sadece,
Cümle alem kansızlıktan gidecek.

VEDA

Rüzgârın eline düşen yapraklar
Yeşillere ala veda ederken
Bir mendil gibi sallanan dallar
Düşen yapraklara ne ahlar çeker

Uzaklarda kalan yazın sesinde
Yeşilden sarıya geçişin yası
Eylül akşamının eteklerinde
Hissedilir yaza garip vedası

Dallardan ayrılan yapraklar küskün
Rüzgârın dilinde şarkısı yarım
Doğanın koynuna sığmayan hüzün
Yüreğine işler kara toprağın

BAYRAMLARIN ADI KARDEŞLİK OLSUN

Şarkılar söylensin hep bir ağızdan
Bayramların adı kardeşlik olsun
Usanırmı insan böyle niyazdan,
Barış çığlıkları göklere dolsun.

Tarihten silinsin yokluğun adı
Adalet güneşi herkese vursun
Kırılmasın halkın kolu kanadı,
Aradığı gücü kendinde bulsun.

Her doğan sabaha umutla bakmak
Hasreti getirmez bir daha dile
Barut değil,barış kokarsa toprak,
Yaşlanamaz insan yüzünde bile.

O zaman gülecek dünyanın yüzü
İnsanlık kalkacak durmadan şaha
Ne baharda kışlar,ne kalpte sızı,
Cennet olur her yer bize dünyada.

BİZ

Gerçeği yalana sarar gibiyiz
Sardıkça derinden kanar gibiyiz
Pişmanlık içinde yanar gibiyiz
Ne yolumuz belli ne de izimiz

Umudu taşlara çalar gibiyiz
Mutluluğu camdan yalan gibiyiz
Çareler içinde çaresizleriz
Ne sazımız belli ne de sözümüz

Aynı dalın ayrı gülü gibiyiz
Yarım öykülerin ünü gibiyiz
Tutuşmuş denizin külü gibiyiz
Ne korumuz belli ne de közümüz

SÜKÛT YARALARIN TUZU

Sükût yaraların tuzu biberi
Yılların sedasız sessiz kavgası
Kiminin gözünden belli ederi,
Kiminin devamlı çıkar davası.

Bazen zaman değil davranış yeter
Yüzünden okunur insanın hali
Bilinmiyor kimler neyi hak eder,
Özünde saklıdır şekli şemalı.

Karşında ağzınla kuş tutar sana
Arkanı dönünce vurur insafsız
Ne zaman dönüştük biz eşkıyalara,
En masum halimiz şeytandan farksız.

BARIŞ ŞARKISI

Güneşin yüzünden inciler çalıp
Saçtım gecelerin bir bir üstüne
Umut denizinde çalkalandırıp,
Ektim bulutların beyaz döşüne.

Şarkılar söyledim rüzgara karşı
Aşk ile dünyayı dolansın diye
Barışçıl sevgiyle insanın aslı,
Olsun yer yüzüne solmaz hediye.

Yakmadan dünyayı ateş sesleri
Barışın sevgisi kurşunu delsin
Bilmesin çocuklar silahlı eli,
Ecel gelecekse sevgiyle gelsin.

KÜSTÜM GÜCENDİM SANA

Küstüm soğuk bakışına
Yemin olsan güvenmem
Bahar sandığım kışına,
Bir daha önem vermem.

Küstüm uzak duruşuna
Gözüme girsen göremem
Sevgi sandığım kurşuna,
Artık asla gelemem.

Küstüm gücendim sana
Yüreğimi bölemem
Aldırma bundan sonra ,
Öldürsen de ölemem.

YİNE SANA VURGUNUM

Her gün rengine boyanmasam
Sabahları sende uyanmasam
Bir ömürük ayrı kalsam,
Yine sana vurgunum.

Yarınlara ahtım olmasa
Gönüllerde tahtım olmasa
Seni sevmeye hakkım olmasa,
Yine sana vurgunum.

Siyah olsa tüm renklerim
Yalan olsa gerçeklerim
Senden olsa hep dertlerim,
Yine sana vurgunum.

Umuduma doğmasan
Rüyalara dolmasan
Sen vatanım olmasan,
Yine sana vurgunum.

O GÜN

Ne zaman o güne bir bakış atsam
Hep boynu bükük bulurum onu
Öyle uğurlamıştım onu o son akşam
Zaman hala orada çırpınır durur

Ne zaman gönlüme bir bakış atsam
Gözü yaşlı görüyorum hep onu
Nehir olup ona doğru taşsam
Kırılmıyor bu hasretin kabuğu

Yuva kurmuş gözlerine kederler
Tebessümler askılara alınmış
Saçlarında şarkı söyleyen yeller
Bestelerin hüzzamına takılmış

Yaklaştıkça uzayan mutluluğun yoludur
Geceler içinde yılları saklar
Umutlarım hasretinde boğulur
Gözyaşlarım denizleri kucaklar

Ne zaman o güne bir bakış atsam
Bakışları yüreğimi dondurur
Öyle uğurlamıştım onu o son akşam
Zaman hala orada çırpınır durur.

SOHBET

Sohbete daldık bu gece
Mehtap ben ve mağrur deniz
Dolunayın tebessümünde
Denizköpüklerinde gölgemiz

Rüzgâr fısıldarken karanlığa
Yağmurun saçlarında geziniyorum
Gökyüzü ayaklarımın altında
Onu istemeden eziyorum

Bembeyaz bulutları saçtım
Deniz dalgalarının üstüne
Gökte mehtapla kucaklaştım
Veda ederken gecenin sohbetine

BAHAR

Akşam, güneşini camlara serperken
Saçlarımda dalların parmakları
Göklere uzanırken rengârenkler
Büyüledi baharın pembeleri akları

Cennet köşesindeyim sanki
Duygularım birbirine karışmış
Al yeşil renginde güneşler saklı
Gökler yetmeyince denize taşmış

Yağmurlar yerlere leylaklar saçar
Yıldızlar salkım saçak ellerinde
Böyledir Balkanlarda ilkbahar
Bir elinde kar güneştir diğerinde.

YARINSIZ SABAHLAR

Gözlerinin hançeri
Dilinden savrularak
Yaraladı kalpleri
Bir gece giderayak

Yarınsız sabahlara
İmzanı atıp gittin
İterek yasaklara
Karanlığa terk ettin

Anladım sende bitmiş
Beni sensiz gömmüşsün
Ne benim kadar sevmiş
Ne ben kadar ölmüşsün.