Skip to content
Email Phone Facebook Facebook Group X YouTube
KÜLTÜRK
  • BAĞIŞ
  • Anasayfa
  • EtkinliklerExpand
    • Şölenler, Festivaller
    • Kutlamalar, Konserler
    • Anma Törenleri
    • Toplantılar, Seminerler
  • Kültürel mirasExpand
    • Gelenek, Görenek, Anane
    • Halk sporları ve oyunlar
    • Geleneksel mutfak
    • Tarihî Miras
  • Halk kültürüExpand
    • Halk edebiyatı
    • Halk müziği
    • Halk dansları
    • Geleneksel Giyim-Kuşam
  • SanatExpand
    • Ses sanatı ve musıkî
    • Resim, Heykel, Fotoğraf
    • Tiyatro, Sinema
    • El Sanatları
  • EdebiyatExpand
    • Şiir dünyası
    • Öykü, Roman, Hatırat
    • Hiciv, Mizah
    • Çocuk edebiyatı
  • KaynakçaExpand
    • Söyleşiler, Düşünceler
    • Araştırmalar
    • Kitap Dünyası
    • Dijital Kütüphane
  • KimlikExpand
    • Türkçe ve eğitim
    • Türkçe Basın-Yayın
    • Kültür-Sanat Kuruluşları
    • İz bırakanlar
  • Български
WhatsApp Facebook X YouTube
KÜLTÜRK

Civan Aliş Efsanesi

Hours 7 Ekim 20007 Ekim 2025

Derleyen: Hasan Karahüseyin -KARAOĞLAN

Kimmiş bu Civan Aliş?
Nerelerde gezip tozmuş? Nerelerde kalıp gitmiş acap…
Tahir kadar uslu, toprak gibi yetkin annelerden, aksakallı hikmetli dedelerden dinledim, belledim, anlatıyorum…

Bir ananın bir tanesiydi Aliş… Yeni yeni başlamıştı emeklemeye… Şu kadarcık yavru, dünyadan habersiz… Anası kara kederinin içinde bangır bangır ağlıyordu. Yavrucak Aliş gülümseyerek bakıyor annesinin gözlerine. Devriyeler vurmuştu bu yavrunun babasını…

Bir kadın meselesi varmış ortada diyen de oldu, beye el kaldırdığındanmış diye söyleyen de…

Konuşanlar, anlatanlar hep gerçeği bilmeyenlerdi. Söylentilerin gerçekle şu kadarcık ilişkisi yoktu… Üç kişi vardı işin özünü bilen: Aliş’in babasıydı biri; onu vurdular… Diğeri anası; o da oğlunun büyümesini bekleyecek ve o zaman her şeyi, ilk kez Aliş’ine anlatacaktı… Civarın beyi bu bilen üç kişinin bir üçüncüsü idi; herif yaptığı kötülüklerin izini kapatmak için ileride daha biraz kan dökecekti…

Uyanık yatarken Aliş, anası, onun koyu mavi gözlerine dalıyor, bir koyu garipseme ile yüklü yüreğinin burkuluşunu dinliyordu…

„Bu Aliş ne zaman büyür de… Ne zaman adam olur da… Babasını sorar da… Gerçeği öğrenir de…“

Hep bunlardı düşündükleri… Can evinin üstünde bir taş basıyordu…

Erkek evladı babasız büyütmek zormuş derler hani, bunu da ancak başında olan bilirdi… Ama evlattır; candan kandan kopma, çekilir de çekilir kahrı… Büyüyünce çileler unutuluverir…

Bir gündü… Aliş’in boydaşları artık köy hocasında Elham Sıprasını heceliyordu… Aliş hiç beklemeden soruyordu anasından:

„Ana, neden herkesin babası var da, benim yok?“

Bu hiç beklemediği soru karşısında çilekeş annenin eli ayağı kesiliverdi… Gözleri yandı birden acı acı gözyaşlarından.

„Vardı evladım“ dedi, „Vardı, ama öldürdüler… Hele biraz daha büyü de seçersin akı karayı…“

Anasının gözlerinde yanık bir ağıtı okur gibi bakıyordu Aliş… Bakıyor…

„Bu gözler… Bu gözlerde bu fırtınalar ne? Bu ateşler hangi yangından yükseliyor?“

Sesinde kanayan bir yaranın acısı, başında annesinin gözlerinden aldığı ateşin dumanı vardı Aliş’in!

„Ben artık büyüğüm ana, beni de yanına al işe giderken… Ben de orak çeker, çapa sallarım artık…“ dedi.

Yuvar teker geçen günler dürülüp yılları yığın yığın yığıyordu… Aliş’in bıyığındaki ayva tüyü değişti… Bıyığında tarak tutacak levent bir delikanlı oldu artık.

Oğlunun filiz gibi yetişmesini gördükçe annenin yüreği dağlar ve denizler kadar genişliyordu…

Aliş’imin kaşları kare
Ah sen açtın sineme yâre
Bulamadım derdime çare
Görmedin mi, ah Civan Aliş’imi Tuna boyunda
Görmedin mi, ah aslan Aliş’imi bağlar yolunda

Tuna yalısının bir köyündendi Aliş…

Hangi kara kiraz gözlü köylü kızıydı acap Aliş’i ateşlere veren? Hangi keklik sekişli, ahu bakışlı yakmıştı şu Civan Aliş’in şarkısını da, dillerine kurban olduğum hangi kız ulaştırmıştı bize kadar!

„Aliş’im bir şahin bakışın, bir eğilmeyen başın var. Ama hani baban kim oluyor, nerede?“ diye soruvermiş bir gün Aliş’e dilberin biri…

Aliş’in yüreği parça parça olmuş acısından.

„Ya, hani ya? Benim babam nerede“ diye sormuş kendi kendine ve acısını bir kat daha yüreğinin derinliklerine indirerek ertesi gün annesiyle birlikte gitmiş beyin kapısında çalışmaya… Ne olduysa o gün olmuş; o gün gelmiş Aliş’in başına bütün gelenler de…

Buğdayların hakikleştiği ve orağın alabildiğine kızıştığı bir gün, beyin büyük bir mecisi[1] vardı. Bütün köyün kızı, delikanlısı da burada. Aliş’in abayı yaktığı bir taze vardı aralarında… Ayşe miydi, Atçe[2] mi, Emine mi… Gündüz güneş, gece ay çekiliyordu kızın üstüne doğmaktan. Bahçelerin tüm çiçekleri kıskanmıyordu bu kızın güzelliğini. İşte bu kız da Aliş’i görünce, anlayamadan ısırıyordu dudaklarını… Aliş, o karakaşlı, Civan Aliş, on kızın biçtiği desteleri demete bağlayıp dokurcun yapıyordu…

Dolaydakiler bir şey anlamadan, kızla Aliş bir gün göz göze geldi ve hiç konuşmadan anlaştılar… Anladılar birbirlerinin isteklerini.

Gün geldi de Aliş’le kız kavilleşeceklerdi[3]… İşte o zaman kız deyiverdi Aliş’e:

„İyi, güzel ama Aliş’im, ben bir beyin kızıyım… Beni oturtacak bir evin var mı başucunda? Bir ev, şöyle hane hane, beyaz beyaz?“…

„Olur“ dedi Aliş „Sen gam yeme! Ben bu yalıya sana evler yaptırırım… Bahçesine güller dikerim, gelip bülbüller öter dallarında…

„Sözün söz mü?“ diye sordu kız.

„Söz ne demek, selvi boylum!“

Eve dönünce iğneden ipliğe kadar her şeyi anlattı Aliş anasına… Yüreğindeki aslanı söyledi… „Acap ne isteyecek bu bey bizden, anacığım?“

Anadır, evladının bu sorusuna dayanamadı.

„Altın isterse altın verelim, kaftan isterse kaftan alalım. Bir yılda kapatamazsak borcumuzu, yedi yılda kapatırız. Kapısında ömrüm boyu kölelik edeyim senin uğruna oğlum“.

Kızın babası kestirip attı ama cevabı:

„Babası olmayan bir falancaya verecek kızım yok!..“

Hayırlı bir gece, yardımına koştu Aliş’le kızın; buluşup görüştüler bir tenhada. Sıkılmaktan solukları durmuştu. İkisi de sevgiden yorgun. Nihayet kız Aliş’e aynı şeyi; babasının yokluğunu söyleyince, delikanlı dayanamadı:

„Kal selâmet, ey güzellerin içinde eşsiz olan civan!“ deyip ayrıldı kızdan. Ve eve varınca da anasına sordu:

„Söyle ana, benim babamı kim öldürdü? Anlat bana olanları, ben artık büyük bir erkeğim!“

Annenin gözlerinden birdenbire kanlı yaşlar döküldü. İki gözü iki çeşmedir akıp geldi. Yüreciği yatışınca da ona anlattı, oğlu dinledi… Öğrendi olanı biteni.

„Elimin kınası solmadık gelindim. Senin sevdiğin kızın babası kapısında kölelik ediyorduk babanla. Bir gün, yine orak biçerken bu Raşit Bey dedikleri yanıma geldi. Atından indi, şöyle önüme geçerek çenemi tuttu: „Bir gececik bana gel” dedi. Ben kocanı başımızdan savarım“ dedi. Sonra yanağımı sıktı. Ben elimdeki orakla şöyle bir saldırdım. Beyin kolu, boyuna yarılıverdi. Bu sırada baban yetişti yanımıza. Raşit Beyin eli avucuna karıştı. İş bu kadarla bitmedi. Sonraları babanı alıp götürdüler. Ben döşeklere düştüm. Bir geceyse babanın acı haberi geldi; öldürmüşlerdi. Mübarek tenini delik deşik etmişlerdi bıçaklarıyla. Benim yüzümden gitti baban. Yalı kenarında vurdular onu. Günün birinde bir şarkısı yakıldı:

Yalı kenarında zülfüm tararım
Zülüf tarağımı kaybettim ararım
Yoktur benim kimselere zararım
Ko desinler ak elleri kara kınalı…

Ana, bu acı hikâyenin ötesini de anlattı:

„Üç kişi çıkmışlardı yola. Üçü de kaçıp bir yanda sığınacak, belki de Romanya’ya kaçacaklardı bir kayıkla Tuna’dan“

Yalı kenarında bizi duydular
Ardımıza üç-beş atlı koydular
Üç kişiydik birimizi vurdular
Ko desinler saran ellerin kınalı

Kan Aliş’in beynine sıçradı çoktan. Damarlarında artık kan yerine kin doluyordu. Gözleri bir kararıyor, bir kararıyordu ki… Dünyaları ateşe vermek, bütün zenginlerin topunu bir araya çekip işlerini görmek istiyordu… Zehrin bu kadar acısını ilk olarak tadıyordu. Geceler uykusunu alıp gidiyor, gündüzler rahatını kaçırıyordu.

„Böyle geldiyse de böyle gitmez bu düzen, canım anacığım“ dedi bir gün Aliş. Sonra elini öperek anasını avuttu: „Hiç benim için gam yeme! Düşünme beni! Sen anaların en iyisisin… Beni kırma! Belki dönerim bir gün, ama belki görüşmek vaki olmaz. Benim için uykularını bırakma. Bana verdiğin sütü helal et. Sana edilenleri ben gidip beylere çevireyim“

Ve bir gün Civan Aliş ortalıktan yok oldu… Hangi dağın yolunu tuttu acap? Nerelerde, kimlerle yüz yüze geldi?

Evlerim var hane de hane
Benleri var tane de tane
Saramadım yane de yane
Görmedin mi, ah Civan Aliş’imi Tuna boyunda
Görmedin mi aslan yârimi dağlar yolunda

Aliş’in meydandan kaybolduğu günler bütün köylü acı ve kara bir kedere büründü. Sanki hep aynı günde her haneden bir cenaze çıkmıştı. Her ana bir oğul, her delikanlı bir kardeş, her kız nişanlısını kaybetmiş gibiydi. Evlerin pencerelerinden güneş çekilmiş, hoş kokulu çiçekler kokularını yitirmişti.

„Âşıktı!“ diyorlardı.
„Sevdalıydı!“ diyorlardı.
„Gitti Civan Aliş. Yazık oldu!“ diyorlardı.

Hep o günlerdi… Köydeşlerinin karakaşlı Civan Aliş’in matemiyle yanıp tutuştuğu günler; Aliş’in haberi gök çatlaması gibi birdenbire sarıverdi köylü. Ama korkunç, ama ürpertici bir haber. Hem de sevindirici…

Tuna yalısında bir yerlerde görenler olmuş Civan Aliş’i.

Kiradan dönen bu köylü, küçük bir mandalı kervan yalı ovasında bir yerde mola vermiş bir gece. Kervan ateşini çevreleyen adamlar, ateşe cezveleri sürmüş, konuşup dururken Aliş üstlerine varıverdi. Aylardır kervan yolunda bulunan köydeşleri, Aliş’i görünce, bu gecede hem sevindi, hem de şaştılar. Aliş’e, yalvara yakara, başından geçenleri azıcık olsun, anlattırdılar. Derdine ortak olmak istediler Civanın…

„Bizimle kal. Köye dönelim, Civan Aliş. Bütün köylü ayaklanır, sana beyin kızını alırız!“ dedilerse de delikanlıyı ikna edemediler. Bir kahvelerini içerek kalktı Tuna’ya doğru…

Karanlıklara dalan delikanlının ardından haykırdı köydeşleri:

„Kendine kıyma Aliş!“

„Böyledir bu kahpe dünya. Gel etme kendine!“

Karanlıktan bir yankı bile gelmedi bu seslere karşılık.

Kervan köye dönünce köy birden alt üst oldu. Köylünün kara yası daha da ağır bastı.

Yalnız Raşit Beyin evinde kahkahalar yükseliyor, kebaplar dönüyor, bağlamalar çalınıp dandanalar yapılıyordu. Aliş’in ortalıktan yok olmasında Raşit Bey, bir yandan kızının kurtulmasını, öte yandan da korkunç bir düşmanından kurtulduğunu sanıyordu. Yalnız sonsuz sevincinin içinde azıcık belini büken şey kızının birkaç günün içinde çiğdem gibi sarardığı, ekmekten sudan kesildiği, sofralarda yerinin boş kaldığı idi…

„Gün geçer, kin geçer. Zaman geçer, gam geçer!“ diye avutmaya çalışıyordu kızı beyin cariyeleri. Kızının gönlünü almak için odasına çengiler, köçekler getirtiyor, daire dümbere[4] dövdürüp oyun oynatıyordu. Bunların tümü boştu. Odadakiler çekilip kız yalnız kalınca, şarkılar yakıp yanık yanık okuyordu:

Kopsun bağlamanın öten telleri
Alın beni buradan sabah yelleri
Dolaşam dağları nice illeri
Karakaş Civanım bulup geleyim

Yüreğim büründü kara tüllere
Yasımı yükledim pembe güllere
Gözlerim çağladı döndü sellere
Aliş’im ben seni alıp geleyim

Aliş’ten başka bir haber gelmeyince, artık kendini Tuna’ya atmıştır sanısı da gelişti. Bey kızının yüreği, her gün, her an cızır cızır eriyip gidiyordu. Geceleri kuş kadar az uykularından sarsılıp uyanır, pencerelere koşardı. Aliş’inin gelivereceğini, onu kucaklayıp sarıvereceğini, alıp alıp kaçıvereceğini sanıyor, pencereden haykırıyordu:

„Gel benim Civan Aliş’im. Evim var da sensiz neye yarar. Altın takılarım var, takınamam sen olmayınca. Çıkıp geliver şimdi. Beni affediver!“

Evlerim var su başında
Benlerim var sol kaşımda
Saramadım genç yaşımda
Görmedin mi, ah Civan Aliş’imi Tuna boyunda
Görmedin mi, ah benim yârimi dağlar yolunda

Mezar kadar karanlık ve kimsesiz gecelerin birinde, bey kızı ilk horozların ötüşünü bekledi. İlk horozdan sonra düştü yalı yollarına.

Kızının kaybolma haberi karşısında Raşit Bey başından tokmak yemiş gibi sarsıldı, afalladı. Komşu köylerdeki yakınlarına haberciler yolladı ise de, boşuna. Bey konağında kopan çığlıklar günlerce sürdü. Dandanalar, yalın kılıçla kesilir gibi kesilmişti. Her tarafa yağız atlı elçiler yollanıldı. Geri gelenler hiçbir hayır bilgi getiremediğinden beyin karşısına çıkmaktan, onun gazabına tutulmaktan korkuyorlardı.

Bey kızı gezip Civan Aliş’imi arıyordu. Ağaçlardan, kuşlardan soruyordu. Esen yelden, uçan kuştan haber bekliyordu.

Evlerim var içli dışlı
Kuşlarım var yeşil başlı
Bir yârim var kara kaşlı
Görmedin mi Civan Aliş’imi Tuna boyunda

Aliş de köyünde olup bitenlerden habersizdi. Köyünde yalnızca annesinin yüreğinde henüz ölmemiş bir güven vardı. „Aliş’im sağdır!“ diyordu. „Tuna götürmüştür onu“ söylentilerine inanmıyordu.

Bey kızından henüz bir haber yok. Nerelerde olduğunu ne bilen var, ne de işiten var.

Aliş’imin kaşları kare
Ah sen açtın sineme yâre
Bulamadım derdime çare

Bir gün tellâllar bağırıp şöyle bir haber verdiler bütün dolaya: “Romen balıkçıları bir genç kızın cesedini çıkarmışlar bizim kıyıya”.


Raşit Bey yanına bir tayfa atlı alarak yürüdü Tuna’ya doğru.

Tepsi gibi yalının yollarında uçup uçup gidiyordu atlılar. Altı yedi saat sonra vardılar Tuna boyunda bir balıkçı köyüne ve ölüsü bulunan kızın yerini öğrendiler.

Raşit Bey, Romen ve Bulgar balıkçılarının kederli yüzlerini göremedi. Hemen kızının yüzünü tanıyarak, üstüne atıldı.

Türk’ü, Bulgar’ı, Romen’i ağlaşıyordu kızın naşı önünde. Her biri mendillerini çıkarıp örtmüştü kızın üstünü. Ama beyin adamlarından başka, kızın ölümünün nedenini bilen yoktu.

Benlerim var tane tane
Ah saramadım yane yane

Yürekleri yakan bir sevginin gömülü kalmıştı Tuna boyundaki büyük söğütlerin serin gölgesinde.

Raşit Bey, o gece yangınlar içinde kıvrılırken, konak kapısı çalındı. Kapıcı kapıyı araladığında gelenin kimliğini sorunca, şu karşılığı aldı:

„Yarın öğleden tezi yok, falanca dağın, falanca eğreğinde Civan Aliş bekleyecek. Raşit Bey kızını yanına alıp gelsin“.

Kapıcı bu sesi tanıyamadı. Ne de insanı görebilmişti zaten.

„Civan Aliş sağ olsun! Kızımız Tuna’da boğuldu gitti.“ diye söylendi kararlılıkta. Sonra da kapılara pencerelere koşarak konak halkını ayağa kaldırdı. Raşit Beyin gözlerini kan bürümüştü. Kılıcını takındı, silahını kuşandı. Buyruklar verdi. Atlar eğerlendi. Sabahtan önce, dağlar buradadır deyip yola çıkıldı.

Atlılar belletilen eğreğe varınca, Civan Aliş gördü ki ortalıkta kız yoktu. Ötelerden Aliş’ın sesi işitildi:

„Hey, insan kılıklı canavar! Senin kanında ellerimi pislemeyeceğim. Elbet gün geçtikçe içindeki ezinç kurdu senin canını kemirip bitirecek“

Raşit Bey, sesin geldiği tarafa ateş açtırdı. Nihayet beklemeden arkadan gelen birkaç silah sesi, beyi de adamlarını da şaşırttı. Beyin adamları hemen atları gerisi geriye çevirdiler. Biraz ötede Raşit Bey buyruk verdi:

„Hemen buraları çepeçevre ateşe verin! Yansın anasını sattığım dağlar“.

Dörtnalı koşan atların ardından Aliş’le birkaç arkadaşı silah çekiyorlardı.

Yere düşen birkaç ölünün arasında Raşit Bey de vardı. Ne yazık ki ormanı ateş sarmış, her yanı kara ve acı bir duman kaplamıştı. Kuşlar uçup göçüyordu ama öteki hayvanlar insanın beynini parçalarcasına böğürüp koşuşuyordu yalınlar içinde.

Bütün gün yanan bu cehennem ateşinin önünü ancak o gece kovadan dökülürcesine yağan yağmur alabildi.

Ertesi sabah Tuna yalısından Deliorman’a doğru gözün göremeyeceği kadar ötelere büyük kara toprakta yer yer sisler yükseliyordu. Canlı cansız, her şey büyük bir yasın kara kefenine bürünmüştü.

Görmedin mi Civan Aliş’imi Tuna boyunda
Görmedin mi aslan yârimi dağlar yolunda

Mayıs aylarında bu yerleri gelip o yemyeşil dünya sarmaya başlarken, yeşillerin içinde ocak ocak da al yalınkat şakayık çiçekleri açar.

„Yüreğinde, sevdasıyla ölenlerin kanıdır. Koparılması günahtır!“ derler annelerimiz.


[1] Meci – imece usulü yardımlaşma veya eğlence

[2] Atçe – Hatice

[3] Sözleşeceklerdi

[4] Dümbelek

 
 
     
Post Tags: #Civan Aliş#Tuna Boyu

DUYURU

Dijital Kütüphane

VİDEO

https://kulturk.bg/wp-content/uploads/BNR-Sumen-Yuksek-Tepelere.mp4

TÜRKÇE MEDYA

YAYIN SAATLERİ:
HAFTA İÇİ HER GÜN
12.30 – 12.40
BNT 1

YAYIN SAATLERİ:
08.00 – 09.00
13.00 – 14.00
20.00 – 21.00

Seyahat rehberi

Hakkımızda:

“Kulturk.BG – Türk Kültürü Portalı” bir Barış Halk Kültürevi projesidir. Sitemizin amacı Bulgaristan’da Türk kültürü ile ilgili haberleri, sözlü ve görüntülü içerikleri, bilimsel yazıları sunmak ve belleğe almaktır.

İletişim:

9120 Dolni Chiflik /Bulgaria
ul. “23-ti Septemvri”, Nr.1
+359893889028
kulturk@abv.bg

Paydaşlarımız:

  • Kırcaali Haber
  • Bizim Gazete
  • Ajans Bulgaristan
  • BTG
  • Turkish Culture Portal
  • Türkiye Kültür Portalı
  • Gizlilik Politikası

©2023- 2026 KÜLTÜRK

Scroll to top
  • Anasayfa
  • Etkinlikler
    • Şölenler, Festivaller
    • Kutlamalar, Konserler
    • Anma Törenleri
    • Toplantılar, Seminerler
  • Kültürel miras
    • Gelenek, Görenek, Anane
    • Halk sporları ve oyunlar
    • Geleneksel mutfak
    • Tarihî Miras
  • Halk kültürü
    • Halk edebiyatı
    • Halk müziği
    • Halk dansları
    • Geleneksel Giyim-Kuşam
  • Sanat
    • Ses sanatı ve musıkî
    • Resim, Heykel, Fotoğraf
    • Tiyatro, Sinema
    • El Sanatları
  • Edebiyat
    • Şiir dünyası
    • Öykü, Roman, Hatırat
    • Hiciv, Mizah
    • Çocuk edebiyatı
  • Kaynakça
    • Söyleşiler, Düşünceler
    • Araştırmalar
    • Kitap Dünyası
    • Dijital Kütüphane
  • Kimlik
    • Türkçe ve eğitim
    • Türkçe Basın-Yayın
    • Kültür-Sanat Kuruluşları
    • İz bırakanlar
  • Български
Search