Adımız…
Kaleme alan: Vedat S. Ahmed
Geçenlerde bir arkadaşla konuşurken “Gene mi bu ad değiştirme meselesi? Bıraksak bir tarafa bu konuyu…” dedi. Ve kendince haklıydı, çünkü kırk yıllık bir yarayı kaşımak, bu olayları yaşayanları karanlık günlere çeviriyor, nâhoş duygulara sebep oluyordu. Kendisini dinledim… Fakat kendimi de haklı görerek “Unutmamalıyız!” diye cevap verdim ve rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in sözünü hatırlattım: “Ne yaparsanız yapın soykırımı unutmayın, çünkü unutulan soykırım tekrarlanır!”
Siz de şöyle itiraz edebilirsiniz… “Unutmayalım, ama Aliya soykırımdan söz ediyor” diyebilirsiniz… Pek tabiî, bilge adamın soykırım dediğinin farkındayım. Ama bizim adlarımız uğruna yaşadıklarımız da bir nevi soykırım değil mi? Söyleyeceklerimi düşünün biraz…
Ve bakmayın siz birilerinin “Soyadönüş Süreci” demesine… Bizim bazı yaşlılarımız o süslü ifadeyi kullanamadığı ya da bilinçli olarak kullanmadığı için onun yerine doğrudan “soykırım” dediğini defalarca duydum. Kaldı ki, Bulgaristan Parlamentosu, komünizm döneminde Bulgaristan Türklerine yaşatılanların “etnik temizlik” olduğunu cümle âleme duyurdu. Diyelim ki Parlamento bunu yapmadı, işin hakikati mi değişecek? Asla…
Balkan Savaşları sırasında 200 bin dolayında Pomak kardeşimizin adlarının değiştirilip kendilerine Mehmed Akif’in ifadesiyle “ya Bulgar ol ya geber!” denerek haç öptürüldüğünü, unutacak mıyız?
1930’lu yıllarda müftülük teşkilâtından bazı “kahramanları” da kullanmak suretiyle yine Rodopların bazı bölgelerinde sözde gönüllü olarak ezan adlarının değiştirildiğini biz unutsak, tarih unutur mu?
1960’lı yıllarda Çingene kardeşlerimizin adlarının değiştirilerek Hasan aganın tabiriyle “attan eşek yapma” teşebbüsünde olanların yaptıkları hâfızalardan silinir mi?
Birileri unutturmaya da tam 60 yıl önce adlarını korumak için büyük bir direniş gösteren Ribnovo kahramanlarını nasıl unuturuz?
51 yıl önce mücahit Kornitsa, Breznitsa ve Lıjnitsa halkının, Barutinlilerin, kısa bir zaman önce ebedî yurduna göç eden Bayram Geta’nın “adımı vermem” diyerek çektiklerini unutmak özümüze ihanet olmaz mı?
Karabulak ve Gövrenli başeğmez büyüklerimizin aç arık, kış vaktinde, günlerce dağ tepe dolaşarak “adımı alamazsınız” çığlıkları kulaklarımızda çınlamaz mı?
Ya bir buçuk yaşındaki Türkân’ı da mı unutacağız? Alvanlar köprüsünde cansiperâne direnerek destan yazan kahramanları da mı unutacağız? 40 yıl önce girişilen tarihte eşi görülmeyen insanlık suçu sonucunda 850 bin kişinin öz be öz Türk adının Bulgar adıyla değiştirilmesini nasıl unuturuz?
Bugün birileri unutmuş görünüyor… Bulgar adlarıyla kariyer basamaklarını tırmanan “bizden” birilerini görüyoruz… Bazıları da ne şiş yansın ne kebap yansın diyerek iki tarafa da hoş görünen, ama “bizden” olmayan adlara başvuruyor… Sözde “bizden” olan başka birileri de ad değiştirme olaylarının yıldönümlerinde “bizden” olmayan adlarıyla ileri geri konuşuyor, timsah gözyaşları döküyorlar, onları da unutmamalıyız…
Unutmayacağız… Ad değiştirme konusunu bir tarafa bırakmayacağız… İnsan unutkandır, belki unutur, ama toplum unutmaz, toplumun hâfızası derindir… O yüzden unutturmaya çalışanlara inat, unutturmamaya da çalışcağız.
Ezanla konulan adımız, bizim kimliğimiz… Adımızi bizim andımız…
Ve adımız, aslında biz değil miyiz?..
Kaynak: https://halhaber.blogspot.com/

