1990/1991 Eğitim-Öğretim Yılı

Yazı: Sabri Mehmet Con

… 19 yıl sonra nihayet yeniden Türkçe öğretmeniyim, ama bilseniz nasıl bir Türkçe? Devlet okulunda “suç işleyici” görüntüsündeyim neredeyse. Henüz resmiyet kazanmamış bir durum. Program dışı, kitapsız deftersiz, inançsız, hatta dramatik bir eğitim havası (buna eğitim denilebiliyorsa).

İlk ayak bastığım yer Omurtag İkinci Lise. V-XI sınıf öğrencilerinden Türkçe okumak isteyenleri tek bir odada toplayıp ilkokul birinci sınıfta gibi abeceyi (alfabe) öğretmekle işe başlıyorum. Ama ne başlamak! Haftada 2 saatimiz olacak. Öğrenciler yorgun. 5-6 saatlik dersten sonra okul kantinine kahvaltılık almaya geliyorlarmış gibi giriyorlar ders odama. Yukarıda belirttiğim gibi, çantasız, deftersiz, kalemsiz. Başımın belâları işte şimdi başlıyor. Çocuklarla iletişim tutturmak zor mu, zor. Tanışmak için adlarını soruyorum, ağızlarını bıçak açmıyor. Korkuyorlar Ahmet, Mehmet demeye. Evet, kitap defter demeye bile korkuyorlar. Sanki başları üzerinde milisler (polis) sarkıyor da onları yakalayıp sürgüne atacaklar. Korku bu derece sinmiş kanlarına. Bu kadarı yetmedi, ben konuşurken yüzüme öküzün trene bakması gibi bakıp gülümsüyorlar. Ya benim Türkçe konuşmaktan korkmadığım için hayret ediyor veya konuştuklarımdan hiçbir şey anlamıyorlardı. Aralarında birbirlerine dönüp fısıltı ile “ya bu adam ne konuşuyor” dediklerini duymak benim için çok üzücüydü. Besbelli, köy ağzı ile konuşmamı bekliyorlardı. Bu durum abece öğretmekten önce öğrencilerime köy ağzı ile de olsa Türkçe konuşma alışkanlığını aşılamam gerektiriyordu. Bu da bir hayli zamanımı alıyor.

İşim bu kadarla bitti mi sanıyorsunuz? Hayır!

Türkçe konuşmamızın yasak olduğu en az yirmi yıl içerisinde öğretmen kadrolarımız neredeyse tükenmiş bitmiş, bölgenin yükü üzerime çökmüştü. Haftada iki gün ikişer saat İkinci Lisede, o kadar da aynı şartlar altında Birinci Lisede çalışıyorum. Sonra arabamı gazlayıp bir köy ilkokuluna koşuyorum. Bitmedi, başka bir köy ortaokulunda başımı ağrıtıyorum. Tek maaşla dört yerde çalışmak! Her yerde durum aynı. Öğrencilerimde Türkçe konuşma korkusunun kilidini açmak uğraşısı çoğu defa beni ekmekten sudan, uykularımdan etmiştir. Neticede bir arpa boyu yol alabildiysek bize ne mutlu ama buna okul eğitimi demek benim için zordu, çünkü öğrencilere not yazmak, okul defterine ve karnelere geçirmek resmiyet kazanmamıştı.

Mübalağa gibi olmasın ama işte bundan sonra kaderimiz Binali Yıldırım ile aynı noktada kesişti: O ülkesinde son başbakan, ben bölgemde son Türkçe öğretmeni…

 
 
 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir